suu

Odaya Kapatılan Gökyüzü
gökyüzü bir odada kanat vurur mu? nerden alır rüzgarını bulutlar? bir akarsudan doğurmak istemiştim seni. az az yaşayarak uzatmak ömrünü. sen evcilliği kalıcı sandın. bir adres istedin aşka. komşular, bildik sokaklar, aynı saatlerde aynı konuşmalar, hiçbir şeyi gizlemeyen perdeler, başkalarıyla yağmalanmış düşler. güvenlik duygusunu dünyaya yeğleyen... senin yalnızlık dediğin yerde atıyor ayrıcalığın ve güzelliğin kalbi. gözbebeklerindeki ağrıya inan ne olur. ölümün eşiğindeki pişmanlığı söylüyorum sana. şükrü erbaş 1997
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
dört yılı geçti. bugün ilk defa yemek masasında “hatırlamıyor musun babam da öyle yapıyordu”cümlesi sesim bile titremeden ağzımdan çıktı. sonra bir daha. bir daha. bir daha. acıyla barışmak... acıyla yaşamayı öğrenmek... acının geçmesi... her zaman karşısında direnemeyeceğim şeylerdi. biliyorum. ama acımın dilime düşecek bir sıradanlığa kavuşacağını asla düşünmemiştim. kendime ve babama bunu yapmak çok büyük bir saygısızlık olur diye düşünürdüm. galiba büyümek biraz da böyle bir şey. kendime yakıştıramadığım birçok şeyin aslında ben olduğumu fark ettim. ben biraz da böyle bir şeyim. benim için kurulması çok zor ve yürek inciten bir cümle kurdum, sonrasında yirmi saniye konudan kopup onu düşünmedim, yutkunmakta zorlanmadım, cümlelerime devam ettim. güldüm de. çok sevdiğimde, çok sevildiğimde, çok üzüldüğümde gökyüzüne bakıp “vay be, böyle hissetmek...böyle bir şeymiş” derdim. şimdi sadece gülümsedim. ve evet. böyle hissetmek... böyle bir şeymiş. vay be.
babamı şimdiye kadar tanıdığım herkesten daha çok seviyorum, babam şimdi bu dünyada bile değil. babamı özlediğim anlarda beni teselli eden ve sanki kafamı dağıtırlarsa babama olan özlemim geçer sanan bütün insanlardan nefret ediyorum, babamın öldüğü güne kadar ne kadar büyük olduğunu düşündüğüm evimizin babamın öldüğü gün bi kulübeye dönüşmesinden nefret ediyorum, sadece tek başıma oturup sabaha kadar ağlamak isteyişimden ve beni yalnız bırakmak yerine teselli etmeye çalışan herkesten nefret ediyorum, o gece kendimi sığdıracak bi nokta bile bulamayışımdan nefret ediyorum, annemin cenazede bayılmasından ve ablamın babamı götürmeyin diye attığı çığlıklardan nefret ediyorum, bütün çığlıklarımı yutmaktan ve anne biraz yemek yemelisin demek zorunda kalmaktan nefret ediyorum, babannemin her görüştüğümüzde ansızın ağlamaya başlamasından nefret ediyorum, her gece annemin odasına girip nefes alıp almadığını kontrol ediyor olmaktan nefret ediyorum, bu hissin geceyi sabaha bağlarken kendini içimde büyütmesinden ve bütün uykularımı gözyaşlarımla uğurlamaktan nefret ediyorum. baba, bu ev artık çok küçük ve ben seni çok özlüyorum. baba, sen şimdi bu dünyada bile değilsin ama ben son fotoğrafımızda dudaklarında asılı kalan gülümsemeyi çok seviyorum.
sorunsuz dönen çarklar