10 yaşındaydım, evimizdeki kitaplığı karıştırıyordum, ablam liseye yeni başlamıştı, yeraltı edebiyatına merak salmıştı ama babam kızardı hep. en azından odana koy şu kitapları, kardeşinin dikkatini çekmesin derdi. yalan yok kapağı hep çok dikkatimi çekerdi de içinde sanki zararlı şeyler varmış gibi karıştırmaya korkardım hep. -aynı şekilde kardeşimin hikayesi kitabının kapağı da öyleydi.- 3 yıl geçti ben birgün ablama sordum, neden dikkatimi çekmemesi gerekiyor ki bu kitap? dedi ki her şey çok karanlık. senin güneşli günlerini soldurmak istemiyorum, hepsi bu. ama böyle deyince içimdeki merak daha bi harlanırdı. birgün oturduk konuştuk, bak dedi 11. sınıf olduğunda bu kitabı oku ve hakkında konuşalım, belki o zaman bu kitap için yeterli birisi olmuş olursun. günler geçti aylar geçti yıllar geçti. ben lisede bir yıl hazırlık okumaya karar verdim, 11. sınıfa geçiş vaktim bir yıl uzadı, aşık oldum, aşık olduğum kişi bu kitabın bende çok şey değiştireceğini söyledi. zamanı hep çektim kendime doğru. çok merak ediyordum, her yandan herkes bir şeyler söylüyordu ve ben en çok bilgiye açık zamanımdaydım. oturdum bu yaz, dedim vakit geldi. zaten ne kalmış şunun şurasında, yakında ehliyetin bile olacak. alt tarafı bir kitap diye sakinleştirmeye çalışıyorum kendimi ama bu kitap hep büyümüş olduğumun bi simgesi olarak koyulmuş önüme, bunu okuduğumda artık çok şey başarmış olacağım , haliyle sakin de kalamıyorum.
içim içime sığmıyor, aklım beş karış havada ve ben herkese kendimi kanıtlamak istiyorum.
evet, okudum, bitti, gözümde tabiki bu kadar büyütmem normal gelmeyebilir, değil de zaten. sadece rüzgarın nereye eserse beni oraya savurduğu bi dönem, ergenlik, kitap karanlık mı? evet. kaldırabildim mi? evet.
kitabı ilk bitirdiğim günler her şey çok daha farklı geliyordu. taşlar tam