Yirmi Birinci Koment
Anna, sakin bir yaşam sürmeyi seven, kitapları arasında kaybolmayı tercih eden bir üniversite öğrencisidir. Yaşıtlarına göre daha sessiz ve içe dönük olsa da, entelektüel açıdan kendini geliştirmekten büyük keyif alır. Partilere katılıp kafa dağıtmak yerine, kütüphanede saatlerce kitap okumayı, araştırmalar yapmayı ve liseden beri muhabbetini sürdürdüğü öğretmeniyle edebiyat üzerine sohbet etmeyi sever. Bunun yanı sıra, piyano çalmaya bayılır.
Fakat Anna’nın düzenli hayatı, okula yeni gelen üç kuzenin gelişiyle altüst olur: Eden, Colin ve Jane. Ağırbaşlı, bilgili ve oldukça saygın bir ailenin çocukları olan bu üçlü, enerjileriyle okula bambaşka bir hava katar. Onların gelişiyle Anna, kabuğunu biraz daha kırmaya başlar ve sosyal çevresine alışmaya çalışır. Tabii bunda en büyük pay, Eden’a aittir.
Eden, Anna’nın hayatını büyük ölçüde etkiler—tabii bu sadece görünen kısmı.- Çünkü işin bir de fantastik boyutu vardır.
Eden ve ailesi, başta yalnızca gizemli ve mesafeli bir aile gibi görünse de, aslında çok daha büyük bir sırrı taşımaktadırlar. Onlar ölümsüzdür ve Nersaya’ya ait kişilerdir. Dünyadaki varlık amaçları, her yüzyılda bir doğan yeni ölümsüzü bulmaktır. Ancak bu görev sadece bir arayıştan ibaret değildir; çünkü bu ölümsüzün bulunmasıyla birlikte 21. Komet seçim yapacak ve dünyada kurulmak istenen krallığın kaderi şekillenecektir. Aynı zamanda, kadim bir savaşın fitili ateşlenecektir.
Bu kısım bana Ragnarok efsanesini fazlasıyla anımsattı. Özellikle karakterlerin belirli bir yaşta kalması, dünyada görevleri olması ve hakimiyet kurmak istemeleri, mitolojide devlerin yaşam tarzına oldukça benziyor.
Kitap hakkında kafamda pek çok teori var! Fantastik unsurların yanı sıra, mitolojik bir hava da taşıdığını düşünüyorum. (Hatta her an bir yerden Thor