Gerçekten hayatımda okuduğum en güzel aşk hikâyelerinden biriydi. Mihra’nın ailesi…gerçekten çok zor şeyler yaşamışlar ama bir o kadar da güçlüler. Kitapta savaş ve deprem gibi çok ağır olaylara şahit oluyoruz ve bu kısımlar insanı gerçekten derinden etkiliyor.
Okurken bazı anlarda o kadar duygulandım ki ağlamak istedim. Çünkü Mihra’nın yaşadıkları gerçekten çok ağırdı. Yusuf da aynı şekilde… İkisi de çok zor şeyler yaşadılar ama ne olursa olsun birbirlerini hiç unutmadılar. Ayrı olsalar bile hep birbirlerini düşündüler. İşte bu yüzden onların aşkını okumak çok özel ve çok güzel hissettiriyor.
Spoiler vermek istemiyorum ama kitapta kaybettiğimiz karakterler vardı ve bu beni gerçekten çok üzdü. Sonu ise çok güzeldi. Mihra ve Yusuf’un bir bebeklerinin olacak olması bence Mihra için en güzel hediye. Yaşadığı tüm zorluklardan sonra bu onun için adeta bir nimet gibi. Sanki Allah ona bir umut göndermiş gibi hissettirdi.
Kitap kurgu olsa da hissettirdikleri çok gerçek. Serinin genel olarak çok huzur verici bir tarafı var. Okurken kendinizi güvende hissediyorsunuz.
Gerçekten çok sevdim ve kesinlikle tavsiye ediyorum.
Zeytin ağaçları yaprak dökmez, kır çiçeği; kurumaz, sararmaz, dalları yenilenmeye ihtiyaç duymaz,” diye kulağıma mırıldandı. “Yeşildir hep, diridir. Sana duyduğum, hep duyacağım aşk gibi.
Zeytin ağaçları yaprak dökmez, kır çiçeği; kurumaz, sararmaz, dalları yenilenmeye ihtiyaç duymaz,” diye kulağıma mırıldandı. “Yeşildir hep, diridir. Sana duyduğum, hep duyacağım aşk gibi. Bizim hikâyemiz zeytin ağacının altında başladı, zeytin ağacından
İlham aldı, onunla beslendi. Yani… Hayat karşımıza ne çıkarırsa çıkarsın, aşkımız ne sararacak ne de yaprak dökecek. Her daim diri ve canlı kalacak.
Beden yaralı olunca ne kadar önemsiyorsak, ruhun aldığı hasarı da o denli önemsemeli ve bedenen hasta olan kişiye gösterdiğimiz hassasiyeti ayni şekilde, hatta fazlasıyla ruhsal sıkıntıları olanlara da göstermeliydik.