Fidan

Seni gerçekten çok özledim. Dışarıda bir kuş görüyorum aklıma sen geliyorsun, bir şarkı duyuyorum aklıma sen geliyorsun. Hoş, aklımdan hiç çıkmıyorsun gerçi. Sırf seninle yüzleşmemek için galerimde aşağılara inmiyorum, inemiyorum. Ne zaman seni hatırlasam öptüğün yanaklarım ıslanıyor. Gittiğinden beri seni hiç ziyaret etmedim. Adını mermerde görmeye hazır değildim. Kahverengi sana hiç yakışmıyor.
Reklam
Günler geçiyordu, aylar geçiyordu, mevsimler geçiyordu ama içimdeki acı hiç geçmiyordu.. Geçmediği gibi katlanarak artıyordu. Ne zaman sokağa çıksam, onunla gittiğimiz yerlere gittim. Hepsinde hıçkırarak ağladım. Etraftan insanlar koştu yetişti. "Neyin var?" dediler, "Sevgilim öldü" dedim. Durdular, baktılar, sonra birlikte ağladık. Tutunamayanları 13 kez, Tehlikeli oyunları 8 kez okudum. Oyunlarla yaşayanları zaten 6. okuyuşumda ezberlemiştim. Evin içinde yüksek sesle sürekli okuyordum. İki kere psikiyatriste götürdüler. Bir hafta hastaneye yatırdılar. Ama bir gece kaçtım. Poyrazın mezarında ağlarken, suç üstü yakalandım. Bu kız delirdi galiba dediler. Delirseydim, her şey çok daha kolay olacaktı. Ama o kadar çok acı çekiyordum ki deliremedim.. Şimdi kendinizi benim yerime koyun. Çok sevmişsiniz, çok aşıksınız. Ama adam aniden ölüyor. Damarlarınızda sanki kan değil, zif dolaşıyor. Her nefesinizde ciğerinize bir bıçak sokup, deşiyorlar. Bu kadar acıya dayanabilir misiniz? Dayanmazsınız. Onun ölümünden tam 11 ay 8 gün 3 saat 39 saniye sonra, bu dünyadan kendi rızamla gitmeye, bu acıya bir son vermeye karar verdim.
Televizyon-Dizi
Anneleri hep kadınlardan seçiyorlar ne ilginç. Size annemi hiç anlatmadım mesela. Pek konuşmazdı, ama saçları ıhlamur kokardı. Pek kitap okumazdı, ama harika çamaşır asardı. Annem gidince kalbime iyi bakamadım, erken kurudu albayım. Kalbimde bir sızı, bilincimde bir çatlak, zihnimde bir uyuşma.. Aşık olduğum ilk kadın coğrafya öğretmenim. Karadeniz'de dağlar denize paralel uzanıyor ama biz onunla yan yana uzanamıyoruz. Televizyon hâlâ tek kanal. Soğuk savaş, nükleer tehditler, insanlar ölüyor. İnsanlar ölüyor, ben büyüyorum. Büyüdükçe kafam da büyüyor, ellerim büyüyor. Büyüdükçe hayallerim küçülüyor. Görüyorum, insanlık kan kaybediyor. Ben insanlığa kan vermek istiyorum, kan gruplarımız uyumsuz çıkıyor. Yıkılıyorum. Her şey siliniyor, her şey. Tam bitti diyorum, ufuktan Ayşegül doğuyor. Ayşegül.. Dünyanın en güzel şiiri. Saçları, burnu, gözleri hepsi tam kafiye.. Keşke az sonra ölmeyecek olsaydım ya. Gerçi içten içe hayatım boyunca ben hep ölmeyi istedim. Bazen durur düşünür, yaşıyor olmanın ne kadar saçma olduğunu fark ederdim. Size olmuyor mu ya, yaşamak ağır gelmiyor mu? Hayat böyle sırtınıza bir kambur gibi binmiyor mu? Bana oluyor. Düşün ki 6 milyar insan var dünyada, peki bana ne gerek var? Gerek yok. Bana gerek yok. Tamam o zaman, tamam. Bırakın beni öleyim. Nasıl olsa unutuluruz be.. Ne mühendisler, ne doktorlar unutulmuş. Bir Ayşegül üzülür, bir de Sinan ama o da ertesi gün unutur. Çocuk ne de olsa. Ayşegül ağlar. Çok ağlar. Sonra daha çok ağlar. Ama sonra unutur. Hepimiz unutulmak için yaratılmadık mı? Siz.. siz yine de beni hemen unutmayın be. Arada bir resmime falan bakın, söylediğim havalı sözleri bir kenara not edin. Ben unutulacak adam mıyım be. Son sözü ne oldu diye sorarlarsa, şu şiiri okuyun; Ölüyorum tanrım, Bu da oldu işte. Her ölüm erken
Televizyon-Dizi