Eskiden onu kıran ve parçalayan şey, bu saati andıran mekanizma, göğsünde haraketsiz duruyordu, kırılmış olmalıydı. Bu dokunaklı durumda hiçbir kımıldama olmamıştı. Öfke yok, nefret yok...hiçbir şey...hiçbir şey...
Artık hiç bir şey ızdırap vermiyordu, hiçbir kaynama olmuyordu, hiçbir yeri acımıyordu. Yanmış bir ağacın boş ve yanmış kovuğu gibi simsiyahtı her yer.
Ama artık beni ilgilendirmiyorlar, beni hiç düşünmeyen insanları ben neden düşüneyim ki? Onlardan merhamet beklemektense ölmeyi yeğlerim. Onları neden umursayayım ki?