Henüz bozulmamıştı huzuru, ama üzülmüş, nedenini bilmeden bir ara ağlamıştı bile; ne var ki, gururunun incinmesi değildi ağlamasının nedeni. Gururunun incindiğini düşünmüyordu: Daha çok, suçlu hissediyordu kendini. Bulanık birtakım duyguların etkisi altında, yaşamın ondan uzaklaştığını hissederek, yeni bir şeylere duyduğu özlemle kendini belli bir yere kadar zorlamış, o yaşama şöyle bir bakmak istemişti... ve orada dipsiz bir uçurum, bir boşluk... veya çirkinlik görmüştü
—Yoksa siz insanın kendini bir şeye vermesinin kolay olduğunu mu sanıyorsunuz?
— İnsan düşünecek, bekleyecek, kendi değerini bilecek, yani kendine değer verecek olursa kolay olmaz; ama düşünmezse, kendini vermesi çok kolay olur.
Zaman (bilindiği üzere) bazen kuş gibi uçar gider, bazen sümüklüböcek gibi
ilerler; ama insanın en çok hoşlandığı, onun çabuk mu, yavaş mı geçtiğini fark
etmemesidir.