"buranın gecesinde bir yerlerde kalmış olmalıydı o koku ve bu kadar şiddetle hatırlamak isteyen birine, geçmişin sihirli gücü mutlaka yardım eder, diye umuyordu. ne de olsa insan, her zaman bu kadar şiddetle gerek duymazdı bir hatıraya. zamanı sakladığına güvendiği bu kalın duvarların babasının kokusunu da sakladığına inanmak istedi."
"aradıkların ya ölmüştür ya kaybolmuş... bulsan bile, onların senin bıraktığın insanlar olmadığını göreceksin. en kötü yabancı çeşidi, bir zamanlar tanıdıklarının arasından çıkar."
"geçmişe ilişkin hatırladıkları kötü şeyler değildi ama, nedense geçmiş içini acıtıyordu. hatıraların insanın içini acıttığı yaşlara gelmiş olmalıydı: bir yaştan sonra hatıralar, iyi ya da kötü olmalarından bağımsız olarak, sahiplerine acı veriyorlardı. sahi, o yaşlara bu kadar erken gelmiş olabilir miydi?"
"gideni, günün birinde döndüren, geri dönmeye ikna eden bu duyguydu zaten; her şeyin kendisi gibi beklediğine inandıran bu yanıltıcı duygu, daha çaldığı ilk kapının önünde yapayalnız bırakmıştı onu."