Tasarımcı:
Emine Bora
Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 4 dk.
Sayfa Sayısı:
108
Basım Tarihi:
Aralık 2024
İlk Yayın Tarihi:
Ocak 2004
Yayınevi:
Metis Yayınları
ISBN:
9789753424592
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2023 92. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2023 18:14
Savaş, ölüm, göç, yasaklar, güç, korku, ayrılık, hasret, aşk, din ve çok daha fazlasını bu kısacık öyküye sığdırmış yazarımız. Fakat çok daha geniş bir şekilde değindiği bir konu var. Kadınlar... Kadınlar, her savaştan sonra belki çocuklardan sonra en çok darbeyi alan, en çok acıyı çeken, en çok baskı altında kalanlar onlardır. Savaş suçu sayılan fakat birçok savaştan sonra onlara karşı gerçekleştirilen çok daha iğrenç şeylerden bahsetmiyorum bile. Belki aranızdan bazıları, savaşanlar ve bu uğurda ölenlerin çoğu erkeklerdir diyeceksiniz. Savaşın kolay yanı ölmektir, zor olan ardında kalanların verdiği savaştır. O yıkıntılardan, o kayıplardan sonra hâlâ ayakta olmak, tüm bu vahşetin izlerini hâlâ görüyor olmaktır zor olan. Kitabımız, Orta Doğu da henüz savaştan yeni çıkmış bir ülkeyi ve yıkıntılar içindeki savaşına devam eden bir halkın hikâyesini anlatıyor. Bu halkın içinde, çocuğundan yaşlısına herkesin bir hikayesi var. Fakat hikayesi gizli olanlara, olmak zorunda olanlara daha çok değinmiş yazarımız. Bedenleri, tenleri, yüzleri, saçları, gülüşleri, duyguları, düşünceleri ve hatta seslerinin bile suç sayıldığı kesime değiniyor... Toplum içinde varlığı yok sayılan, sadece kara çarşaflar içine değil aynı zamanda büyük duvarların arkasına saklanmaları gerektiğine inanılan kadınlara değinmiş. Kadınları yok sayan bir toplum eksik değildir de nedir? Kadının elinin değmediği bir şeyin güzel olduğu görülmüş müdür? Geleceğimiz çocuklarımızdır diyoruz, her şeyden önce o çocukları şekillendirenler de kadınlar değil midir? Geleceğinizi, yok saydığınız, susturduğunuz, önüne duvarlar ördüğünüz kadınlarınıza mı emanet ediyorsunuz? Görmüyor musunuz bu ördüğünüz duvarlarınız sadece kadınları değil, geleceğinizi de karanlıklar içinde bırakıyor. Kadının önüne konulan her bir engel
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
Onlar artık birer hareket eden çadordular
8/10
·112 syf.·
2024 62. kitabı
Coğrafya kader midir? Evet,belki bazılarımız coğrafyanın sunduğu kaderi değiştirebilir. Ama bazılarımızın (ki çoğu zaman bu bir kadındır) onu değiştirecek gücü, güçten de öte cesareti bazen de isteği yoktur. Kendine dayatılan, ona uygun görülen hayatı yaşamakla yükümlü tutar kendini. Bir yerden bir yere giderken geriye döndüğümüzde kaldığımız yerden devam edeceğimizi zannederiz. Oysa hafızamızdaki son bakış belki de sonun başlangıcıdır. Giden nasıl değişiyorsa geride kalanlar da değişir. Akhbar, savaş zamanı geride annesi, ablası, kız kardeşi,erkek kardeşi ve sevdiğini bırakır ve gider. Uzun bir süre, dönünce ne ile karşılaşacağını bilmemenin tedirginliği ile dönmeye cesaret edemese de bir gün geri dönüş yoluna girer. Ülkesinde savaş bitmiş fakat huzursuzluk ve korkunun hakim olduğu ülkede rejimle birlikte her şey değişmistir. Akhbar giderken ardında bıraktığı hiçbir şeyi yerinde bulamaz.Bir umutla günlerce sokak sokak annesini ve kardeşlerini arar. Sokakta karşısına nadiren çıkan kadınların yüzlerini göremediği gibi burka içindeki kadınların yürüyüşlerinde, yanlarındaki erkeklerin yüzlerinde tanıdık bir şeyler arar. Günler geçtikçe fark eder ki aradığı, annesi ve kardeşlerinin yanı sıra, zaman içinde duvarlar arasına hapsedilmiş, özgür hareket edebilme hakları ellerinden alınmış, birer çarsaftan ibaret bırakılmış, yüzleri gibi duyguları ve düşünceleri de bir burka altında kapatılmış kadınların hisleridir. Bir burka altında görünmez kılınan kadınlar ; varlar ama yoklar. İçinde bulunduğum coğrafya için şükürler olsun Rabbime. Ve bu ülkede yaşayan bir kadın olarak bugün sahip olduğum haklarım için Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e sonsuz teşekkürler. Uzun zamandır Murathan Mungan okumamıştım. Güzel bir kitap ile yazarla yeniden buluşmanın mutluluğunu yaşadım .
Edebiyat
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2024 47. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2024 21:04
Yol bulmak için değil, aramak içindi.... Senin insanın kelimelerini emanet edeceği bir yüzün var. Murathan Mungan'in, muhteşem kaleminden çador. Kitap, kimliğini, ailesini ve aitlik duygusunu kaybetmiş bir adamın hikayesini anlatıyor. Kısa, etkili, akıcı ve derin bir eser. Keyifli okumalar, kitapla kalın. Bazı insanların gülümseyişi hayatı kolaylaştırır...
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2024 5. kitabı
Savaş sadece cephede silahla mücadele eden erkekleri değil, kadınları, çocukları, eşleri, sevgilileri, kardeşleri, anne, babaları da etkiliyor. Yıllar geçse de üstünden korku, baskı, sürgün, acı, ve özlem dinmiyor. Anılarını arayan bir insan savaşın ve yılların geçtiği ülkesine geri dönüyor, tabi hiç bir şeyi ve hiç kimseyi bıraktığı gibi bulamıyor arıyor, soruyor ama bulamıyor.
1K
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2023 00:23
Merhabalaaar, Yeni yılın ilk incelemesini sevgili Murathan Mungan'ın severek okuduğum 'Çador' eseri ile yapıyorum. "Tek başına kalan bir insanın kapladığı o güçsüz yeri kaplamaya çalışıyorum. Varlığım bir toz bulutu, daha sert bir rüzgarda tozanlarına ayrışarak dağılıp gidecek bir toz bulutu. Benim kalıbımda bir boşluk bu. Sıcağın, şehrin ve çölün ortasında zamansızmış gibi duran bir boşluk."(Arka kapağındaki açıklama) Akhbar, isimli genç ailesini, sevgilisini, ülkesini bırakarak başka bir ülkeye çalışmaya gider ve bir kaç yıl sonra geri döner ama döndüğünde ardında bıraktığı hiçbir şeyi yerinde göremez. Ülkede çıkan savaş herşeyi değiştirmişti ve Akhbar ailesini sevdiklerini ararken bir yandan da ülkenin durumunu anlamaya çalışır. . Kitabı okumaya başladığım andan beri Çador ne diye düşünüyordum ve aklıma da ilk çadır geldi. Ve kitapta ne olduğunu öğrenince şaşırmadım ; "Çador, annelerimizin, ninelerimizin geleneksel ve masum başörtüsü..." imiş. Ülkesinde birçok şey değişmiş, koşullar ve kurallar alabildiğine katılaşmış, hayat zalimleşmiş, ilişkiler hoyratlaşmış ama en çok değişen şey kadınların varlığıymış/yokluğuymuş. Kadınlar hiç bu denli görünmez olmamışlardı. Sokaklarda, çarşılarda kadınlara hemen hemen hiç rastlanmıyordu artık. Şehir hayatından kadınlar tamamen çekilmiş gibiydi. Yanında erkek olmadan hiçbir kadın sokağa çıkamıyor, tek başına dolaşamıyordu. Eskiden, örtünen kadınlara uzun, geniş şallar, eşarplar ya da çador yeterken, şimdi yalnızca ipliksi parmaklıklarla gözleri kafeslenmiş olarak kumaştan bir çadıra döndürülmüşlerdi.. Kadınların yalnızca yüzleri değil, sesleri de yoktu. Yaygın kullanılan eski bir atasözünü hatırlıyor: "Bir kadın güldüğü zaman şeytana davetiye çıkarır." Kadına ilişkin belleğin bütünüyle boşaltılması amaçlanıyordu. Kadınlar
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
8/10
·106 syf.··
2020 10. kitabı
Murathan Mungan-Çador • • #alıntı “ ‘ Burkaya giden yolu çador açar, ‘ demişti kadın. ‘Çador, annelerimizin, ninelerimizin geleneksel ve masum baş örtüsü değildir yalnızca. Kafalarımızdaki köprüdür. Örtünmek bir ahlak haline getirildiğinde, arkası mutlaka gelir ; karara karara gelir. Örtünmenin sonu yoktur. Kadınlar kefene kadar örtünmek zorunda kalırlar.” • • “Geride bıraktığınız yarım kalmış bir aşk hikayeniz yoksa, sanki vatan hasretiniz de eksikti. Annesi ve ailesini özlüyor olmak tek başına yetmiyordu sanki; hasret, mutlaka aşk istiyordu. Bu duygular zamanla, belki de bir sevgilinin kendisine duyulan hasretten çok, yarım kalmış bir aşk hikayesinin kişisel efsanesine duyulan ihtiyaca dönüşüyordu. “ • İnsan hayatında, her şeyin daha güzel olacağını düşünerek adımlar atar ve bunun için bazen her şeyi olduğu gibi bırakıp gidebilir. Hatta çoğu zaman yapar bunu bazen ruhen, bazen bedenen. Çoğu zaman o an bırakıp gitmenin ona getireceği güzelliklere aldanarak gider. Uzun uzun düşünerek ya da bir anda karar vererek.. Ama bırakıp gitmek demek ya asla geri dönmeyeceğim demek ya da geri göndüğümde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demek.. Tabii giderken biz bu ikisini de es geçip kafamızda belirlediğimiz zaman bitince geri döndüğümüzde her şeyin bıraktığımız gibi öylece yerli yerinde olacağını düşünürüz. İşte bu hayatta yaptığımız en büyük hatalardan biridir.. Öyle ki özellikle aradan uzun yıllar geçmişse asla hiçbir şey eskisi gibi kalamaz.. • Yine kalemine hayran kaldım yazarın. Anlatılan hikaye ise beni derinden etkiledi. Kesinlikle tavsiye ederim, keyifli okumalar ÇadorÇador Murathan MunganMurathan Mungan
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
Çador
Puan vermedi·106 syf.··
Beğendi
·
2021 45. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2021 14:22
Kitabı bitirdikten sonra ağzımda toz tadı kaldı.. Murathan Mungan'ın popüler kitaplarınına kıyasla, reklamı iyi yapılmamış bir kitap olarak düşündüm. Çünkü Murathan seven arkadaşımla kitapçıya gittiğimde, raftan aldığı ilk kitaplardandı bu kitap. Lütfen okuyun. Kitaba gelecek olursam, birçok farklı parametre ile yazılmış diye düşünüyorum. Arayış, arayışın insana verdiği dinamik kalma iç güdüsü, her olumsuzlukla biten arayışta insana verdiği ruhsal hal, Doğu toplumunda kadın olmak, örtük kafa ve örtük beyin... Kitabı okurken kendimde o sokaklarda gezdim, tozu soludum, kadınları sokakta telaşlı telaşlı yürürken gördüm, cami avlusunda oturdum, üst üste kahvehanede kahve içtim. Murathan Mungan yine insanı okurken kitabın içerisine alarak, sizi akışa bırakıyor. Kitapta ki kadınların Çador adlı çarşafı giyip, gözlerinde sadece filenin olduğu, yaşadıkları ruh halini, baskıcı sistemin kadınlara nasıl baktığını, yanında erkek olmadan sokağa çıkamadığını, yürüse bile hızlı hızlı yürümek zorunda kaldığını.. Yıllarca kendini göstermek için süslenip, boya sürüp sokağa çıkan kadınlar artık siyah örtünün altında görünmeden hayattan geçip gidiyordu.. Bana Afganistan kadınlarını hatırlattı. İnsan suretini göstermek Allah'ı taklit gibi sayılacağından, artık insanların resimlerinin bile sokakta sergilenmediği bir toplum. Bir de şehitlik meselesi var kitapta. Bir düşünce sistemine girip, şehit oluyorsun. Ama ne uğruna.. İsmini sadece bir şehitler kütüğüne yazıyorlar, resmi asılmıyor, yattığı toprak parçasını bile bulamıyorsun. Ne uğruna.. İçimizde ölüler biriksin diye mi? Ana karakter Akhbar, hayatının arayışında mı yoksa hayatın ona getirdiklerinin peşinde mi bunu bulmaya çalışıyor. Giden bir geçmiş, ölen sevdiği insanlar, yıkılan bir şehir, savaştan kaçıp giden insanlar.. Ağır,
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
9/10
·106 syf.··
Beğendi
·
2018 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2018 23:08
Çador, İran'da kadınlar tarafından giyilen çarşaf. Farsça, çadar ya da çadur. Çadırı anımsatan bu kumaşların kafesli şekli ise burka. Her birinin birleştiği anlam ise yokluk. Kapkaranlık bir yokluk. Yıllar önce ülkesini terk eden Akhbar'ın, memleket ve aile özlemiyle geri dönmesiyle başlıyor sürgün içinde sürgün hikayesi. Yeni yaşam umudunun eski hatıralarıyla birlikte paramparça oluşu yepyeni bir bakış açısı kazandırıyor ona. Savaştan parçalanmış ülkesi sahip olduğu hatıraları tüm tanıdıklarını ve insanların suretlerini yavaş yavaş silip götürürken, yasakların içinde yokluğu, yokluğun içinde hayallerin varlığını görüyor. Kendi hayatlarından varlıkları bile sürgün edilmiş kadınların bedenlerinin yok sayılmışlıklarını hem kendi gözlerinden hem bir burkanın içinden görüyor Akhbar. Korkunun hüküm sürdüğü toprakların bir hapis hayatını andıran ülkesinde volta atarken kumaş çadırlarda yaşamaya hapsedilmiş kadınların tek hücreli bölmeleri, yerlisiyken yabancısı olduğu toprakta hem kefen hem özgürlük simgesi oluyor onun için. Burkaların altında kaybolan kadınlar, hasretini çektiği anne, kardeş ve sevgili boşluğuna eş değer olmaya başlarken aynı zamanda kendi yurdunda yaşadığı yabancılıktan sıyrılması için tek kaçış yolu oluyor hayaller ise takip edebileceği tek yol. Akhbar'ın yaşadıklarına ve gördüklerine inanmak, kendi varlığını doğrulamak için boynundaki muskaya ya da cebindeki kumgülüne dokunması, hatırlayamadığı eski masaldan birkaç sihirli kelimeyi hatırlasa yaşadığı andan gerçek dünyaya geri döneceği düşüncesi bana İnception filmini anımsattı. İstediğin anda düşlediğin hayata geçip bir objenin ya da bir sözcüğün gücüyle yaşadığın hayatı hissedebilmek. Kaybolduğun noktada hep yeni bir başlangıç umuduyla yaşamak… Muazzam bir dili var Murathan Mungan'ın. Akıcı ve içten.
Edebiyat
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
9/10
·108 syf.·
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Bazı yazarlar vardır ki ne yazsalar sizi içine çeker, okutmadan bırakmaz. Murathan Mungan da bu isimlerden biridir. Çador’da öyle bir metin kurar ki, ön planda bir hikâyeyi takip ederken arka planda bambaşka bir anlatının derinliğine tanık olursunuz. Öncelikle kitabın ismini veren “Çador” kelimesi, özellikle İran ve Afganistan gibi ülkelerde kadınların bedenlerini tamamen örten, yüzlerini ve kimliklerini görünmez kılan bir örtüdür. Murathan Mungan, bu kelimeyi yalnızca bir giysi olarak değil, toplumun kadınları hayattan silen baskıcı düzeninin sembolü olarak kullanır. Romanın merkezinde Akhbar vardır. Sürgünden döndüğünde annesini, ablasını, kardeşini ve sevgilisini arar; fakat zamanla bu arayış kişisel özlemin ötesine geçer. Artık tüm bir kadınlığı, kadın yüzünü ve sesini aramaktadır. Burka sahnelerinde kaybettiklerine kavuşma hayalini kurar, aynı zamanda kendi içsel mağarasına kapanarak bir çeşit özgürlük yanılsaması yaşar. Ancak bu özgürlük, aslında yalnızlaşmanın başka bir biçimidir. Akhbar’ın içsel yolculuğu, bireysel özlemlerden toplumsal bir eksiklik bilincine dönüşür. Sürgün yıllarında rüyaların tesellisine sığınsa da ülkesinin karanlık hâliyle yüzleşir. Artık sokaklar, savaşın ve rejim değişikliğinin gölgesinde korku, suskunluk ve umutsuzlukla örülüdür. Metnin en çarpıcı yönlerinden biri, kadınların toplumdan silinmesinin anlatımıdır. Kadınlar artık yalnızca “yürüyen kumaştan çadırlar” olarak görünür. Bedenleri ve kimlikleri kumaşın içine hapsedilmiş, varlıkları yalnızca kumaşların hışırtısıyla duyulur. Bu yokluk, bireysel özlemin ötesinde hayatın bütünlüğünü parçalar. Mungan bunu “Hayatın yarısı yok, hayatın yarısı yok” sözleriyle dile getirir. Kadın yüzünün, sesinin ve gülümseyişinin yokluğu, toplumun ruhunu yoksullaştıran en derin gurbetlerden
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma
Puan vermedi·106 syf.··
2021 17. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2021 12:03
“Çador” İran’da kadınlar tarafından giyilen çarşaf olup İran İslam Devrimi’nden bir çok kez yaygınlaşıp kadınların örtünmek vasıtasıyla dinsel açıdan geleneksel tercih edilen bir kıyafettir. "Çador, annelerimizin, ninelerimizin geleneksel ve masum başörtüsü değildir yalnızca, kafalarımızdaki köprüdür. Tamam Örtünmek bir ahlak haline getirildiğinde, arkası mutlaka gelir; karara karara gelir. Örtünmenin sonu yoktur. Kadınlar kefene kadar örtünmek zorunda kalırlar." diyerek aktarılmış. Baş karakter “Akhbar.” Seneler evvel ülkesini ve ailesini bırakıp tekrardan umutlu bir ruh hali ile vatanına gelmek isteyip de kavuşma hayaliyle gelen bir gencin arayış öyküsü. Ve. Başlangıç ile bitiş evresinde olacağını düşünüp, zira ümidinin direnciyle beklemektense arayışa girmek her daim insanı daha dinç ve dinamik edip, zinde tutar kaydıyla başlar Akhbar’ın yolculuğu. Bıraktığı gibi olmayıp her şey değişip yıkılmıştı, yakılmıştı, terk edilmişti. Ardından yapılan savaş idi, yıkılan şehir idi, talan edilen hayaller idi, yok olan ailesi idi, viran olan ise kendisiydi yani “Akhbar” idi. Toplumu yozlaştırdığı gibi hayallerini de yabancılaştıran bir Ortadoğu çaresizliğiyle kalınıp savaş ve savaşı yaşayan insanların empati duygusu sağlamlığıyla okudum. Örtü ve örtünmenin ise; kadınlar açısından ahlakiyet derecâtının haşat edilip bir o kadar vicdani boyutu da zayıf kıldığı hallerde mecburiyete dayatılan bir durum söz konusuydu. Oysaki; kişilerin yaşadığı halleri okuyarak, dinleyerek, gözlemleyerek zihin yapısında canlandırabilir, yaşamış gibi aktarabilir şekliyle tane tane düşündüm. Ardından siyasal iktidarın, islam ve islamiyeti bu kadar vahşet yapıp karşısında rejimin toplumda zoraki olarak dayatılan kimliksiz ve kadınsız bir şehrin tasvir edilen yer olarak bana “Afganistan”
1000Kitap
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,674 okunma

Yazar Hakkında

Murathan MunganYazar · 94 kitap
Murathan Mungan, 21 Nisan 1955'te İstanbul'da doğdu. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, memleketi olan Mardin'de geçti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde master'ını tamamladı. Ankara'da Devlet Tiyatroları'nda ve Istanbul'da Şehir Tiyatroları'nda 'Dramaturg' olarak çalıştı. 1987'de günlük gazete olarak yayımlanan Söz gazetesinde,'Kültür-Sanat Sayfası' editörlüğü yaptı. 1988'ten beri serbest yazar olarak çalışmakta ve halen Istanbul'da yaşamaktadır. 1991'de Remzi Kitabevi'ne 'Çilek' amblemli kırk kitaplık özel bir koleksiyon dizisi hazırlayarak bu diziyi yönetti. Mungan, çeşitli dergi ve gazetelerde şiirler, öyküler, metinler, deneme, eleştiri ve incelemeler yayımlayarak adını duyurdu. İlk kitabı 1980'de yayımlandı. Aynı zamanda ilk oyunuydu bu:Mahmud ile Yezida. Şehir Tiyatroları'nda çalışırken, 'Gençlik Günleri' adını verdiği daha sonra her yıl tekrarlanacak olan kapsamlı bir şenliğin yöneticiliğini yaptı; programlar sundu, yönetti. Murathan Mungan'ın sahnelenen ilk oyunu, Orhan Veli'nin şiirlerinden kurgulayarak oyunlaştırdığı Bir Garip Orhan Veli'dir. İlk kez 1981'de sahnelenen bu oyun, yirmi küsur yıl boyunca sahnelendi ve 1993'te kitap olarak basıldı. Yazarın Mezopotamya Üçlemesi adını verdiği ve üç oyundan oluşan üçlemesinin ilk oyunu Mahmud ile Yezida yurtiçinde ve yurtdışında birçok topluluk tarafından sahnelendikten sonra, profesyonel olarak ilk kez 1993'te Ankara Devlet Tiyatroları tarafından oynandı. Üçlemenin ikinci halkası olan Taziye ise, ilk olarak 1984'te Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir. 1992'de, halkanın üçüncü oyunu olan Geyikler Lanetler' in tamamlanmasıyla birlikte, Metis Yayınları, üçlemeyi oluşturan bu oyunları, üç ayrı kitap olarak aynı anda yayımlamıştır. 1994'te bu üç oyun bir yıl boyunca Devlet Tiyatroları tarihinde ilk kez olmak üzere arka arkaya Antalya Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmiş, gene aynı yıl Istanbul Uluslararası Tiyatro Festivali'nde, üç oyun ardı ardına tam 'on bir saat süren bir gösteri' olarak iki kez tekrarlanmıştır. 1999 yılında Ankara Devlet Tiyatroları yapımı Geyikler Lanetler, aynı yıl Berlin'de, uluslararası bir tiyatro şenliği olan 'Theater der Welt'e çağrılmış ve Schaubühne'de gösterilmiştir. Aynı oyun 2003 yılında Yunanistan'da Selanik Devlet Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir. Geyikler Lanetler oyununa kaynaklık eden yazarın Cenk Hikayelerikitabındaki 'Kasım ile Nasır' adlı öyküsü, 1994'te İtalya'da 'La Mamma Umbria'da sahnelenmiştir. Aynı öykü 2004'te farklı bir yorumla Diyarbakır Sanat Merkezi tarafından sahnelenmiştir. Gene aynı kitapta yer alan 'Şahmeran'ın Bacakları' adlı uzun hikayesi, çeşitli topluluklar tarafından sahneye uyarlanmıştır. Yazarın Lal Masallar adlı öykü kitabındaki 'Muradhan ile Selvihan ya da Bir Billur Köşk Masalı' adlı öyküsü, 1987'de, ilkin Fransa'da, Lulu Menase yönetiminde Théater Des Arts de Cergy-Pontoıse'da, ardından Nurhan Karadağ yönetiminde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Sahnesi'nde sahnelenmiştir. Aynı öykü, Amerika'da Penguen Books'un 'Dünya Hikayeleri Antolojisi'ne seçilmiştir. Bosna-Hersek'te yayımlanan Türk öykücülerini içeren bir seçkideyse bu öykünün Boşnakça çevirisi yer almıştır. Yazarın gene Cenk Hikayeleri kitabında yer alan'Binali ile Temir' adlı bir diğer öyküsü, 1991'de Ankara Deneme Sahnesi tarafından, 1999'da ise Adana Tiyatro Atölyesi tarafından sahnelenmiştir. 2000'de yazarın bir öyküsü daha sahneye aktarılmış, bu kez de Beşinci Sokak Tiyatrosu, 'Dumrul ile Azrail'i, İstanbul Festivali'nden sonra, dünyanın önemli tiyatro festivallerinde, Avusturya, Almanya ve Tunus'un yanı sıra Hollanda'nın çeşitli kentlerinde sahnelemiştir. 2003 yılında Kopenhag'daki 'Bette Nansen Theater'da, yazarın 'Sayfadaki Gibi'adlı kısa oyunu, bazı Doğulu yazarları bir araya getiren ortak bir proje olan 'Bin Bir Gece' içinde yer almış, aynı oyun 2005 yılında İngiltere'de '1001 Nights now' adıyla Nottingham Playhouse'da sahnelemiştir. Murathan Mungan 1989'da, İngiliz yazar Nell Dunn'ın 'Steamin' adlı oyununu 'Kadınlar Hamamı' sahneye koymuştur. Mungan'ın döneminde Ankara İl Radyosu'nca seslendirilen iki tane de radyo oyunu vardır: Dört Kişilik Bahçe ve Öümburnu. Mungan bir tanesi filme alınan üç tane de film senaryosu yazmıştır. 1984'te Atıf Yılmaz tarafından filme alınan Dağınık Yatak'ın yanı sıra Dört Kişilik Bahçe ve Başkasının Hayatı adlı iki senaryosu daha vardır. Bu üç senaryo 1997'de üç ayrı kitap olarak aynı anda yayımlanmıştır. Gazete ve dergilerde İlk yazıları 1975'de yayımlanan Mungan, yirmi yıllık yazı serüveninin çeşitli ürünlerinden yaptığı bir derlemeyi kırkıncı yaşı nedeniyle Murathan'95 adlı bir kitapta toplamıştır. Bu kitapla birlikte başlayan özel toplama kitapları, şiirlerinden kendinin yaptığı özel bir seçmeyi içeren numaralanmış tek baskı olarak yayımlanmış Doğduğum Yüzyıla Veda ile sürmüş, bunu,13+1'de şiirlerini, 7 mühür'de kimi öykülerini bir kutu içinde bir araya getirdiği toplamlar ve Türk şiirinde şimdiden bir 'kült kitap' olmuş olan Yaz Geçer'in onuncu yılı nedeniyle yapılan büyük boy özel baskı izlemiştir. Ellinci yaşı için hazırladığı ve yalnızca 2005'te yayımlanıp baskısı bir kez daha tekrarlanmayacak Elli Parça kitabı da bu özel kitaplardandır. Beş bölümden oluşan ve her bölümü ayrı bir yazar tarafından kaleme alınan bir Bülent Erkmen projesi olarak 2004'te yayımlanan 5 peşe romanında da yer almıştır. Murathan Mungan, bu arada yabancı yazarların öykülerinden ve yazılarından oluşan çeşitli seçkiler yayımlamayı sürdürmektedir. İlk öykü seçkisi Ressamın Sözleşmesi'ni, daha sonra Çocuklar ve Büyükleri, Yazıhane, Yabancı Hayvanlar, Erkeklerin Hikayeleri ve Kadınlığın 21 Hikayesi adlı öykü ve yazı seçkileri izlemiştir. Bütünüyle özyaşamöyküsel bir malzemeden yola çıkan ilk anlatı kitabı Paranın Cinleri'ni 1997'de yayımlamıştır. Şiir ve öykü arası bir dil ve kıvam tutturduğu yazınsal metinlerini bir araya topladığı Metinler Kitabı ise, 1998'de yayımlanmıştır. Mungan'ın kimi şiirlerinin Kürtçeye çevirisinden yapılan bir toplam Li Rojhilate Dile Min (Kalbimin Doğusunda) adıyla 1996'da yayımlanmıştır. Mungan, bugüne değin çoğu 'Yeni Türkü' topluluğu tarafından seslendirilmiş olan şarkı sözleri yazmıştır. Yazdığı şarkıların Türkiye'nin önemli şarkıcıları, toplulukları tarafından yeniden seslendirilmesiyle oluşan ve 'tribute' sayılabilecek Söz vermiş şarkılar adlı 'cover' albümü 2004'te yayınlanmıştır. 2006'da bugüne dek yazdığı tüm şarkı sözlerini gene aynı ad altında bir araya getirerek kitaplaştırmıştır. Yazıları, şiirleri ve kimi kitapları bugüne değin İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İsveççe, Norveççe, Yunanca, Fince, Boşnakça, Bulgarca, Farsça, Kürtçe ve Hollanda diline çevrilerek çeşitli dergi, gazete ve antolojilerde yayımlanmıştır. Murathan Mungan, 1985'ten bu yana İstanbul'da yaşamaktadır. İlk kitapları farklı yayınevleri tarafından yayımlandıktan sonra, 1986'da Remzi Kitabevi'ne, 1992'de de Metis Yayınları'na geçmiştir. Halen aynı yayınevindedir.