Adı:
Çador
Baskı tarihi:
Ocak 2004
Sayfa sayısı:
106
ISBN:
9789753424590
Kitabın türü:
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Tek başına kalan bir insanın kapladığı o güçsüz yeri kaplamaya çalışıyorum. Varlığım bir toz bulutu, daha sert bir rüzgarda tozanlarına ayrışarak dağılıp gidecek bir toz bulutu. Benim kalıbımda bir boşluk bu. Sıcağın, şehrin ve çölün ortasında zamansızmış gibi duran bir boşluk."
Çador, İran'da kadınlar tarafından giyilen çarşaf. Farsça, çadar ya da çadur. Çadırı anımsatan bu kumaşların kafesli şekli ise burka. Her birinin birleştiği anlam ise yokluk. Kapkaranlık bir yokluk.

Yıllar önce ülkesini terk eden Akhbar'ın, memleket ve aile özlemiyle geri dönmesiyle başlıyor sürgün içinde sürgün hikayesi. Yeni yaşam umudunun eski hatıralarıyla birlikte paramparça oluşu yepyeni bir bakış açısı kazandırıyor ona. Savaştan parçalanmış ülkesi sahip olduğu hatıraları tüm tanıdıklarını ve insanların suretlerini yavaş yavaş silip götürürken, yasakların içinde yokluğu, yokluğun içinde hayallerin varlığını görüyor. Kendi hayatlarından varlıkları bile sürgün edilmiş kadınların bedenlerinin yok sayılmışlıklarını hem kendi gözlerinden hem bir burkanın içinden görüyor Akhbar. Korkunun hüküm sürdüğü toprakların bir hapis hayatını andıran ülkesinde volta atarken kumaş çadırlarda yaşamaya hapsedilmiş kadınların tek hücreli bölmeleri, yerlisiyken yabancısı olduğu toprakta hem kefen hem özgürlük simgesi oluyor onun için. Burkaların altında kaybolan kadınlar, hasretini çektiği anne, kardeş ve sevgili boşluğuna eş değer olmaya başlarken aynı zamanda kendi yurdunda yaşadığı yabancılıktan sıyrılması için tek kaçış yolu oluyor hayaller ise takip edebileceği tek yol.

Akhbar'ın yaşadıklarına ve gördüklerine inanmak, kendi varlığını doğrulamak için boynundaki muskaya ya da cebindeki kumgülüne dokunması, hatırlayamadığı eski masaldan birkaç sihirli kelimeyi hatırlasa yaşadığı andan gerçek dünyaya geri döneceği düşüncesi bana İnception filmini anımsattı. İstediğin anda düşlediğin hayata geçip bir objenin ya da bir sözcüğün gücüyle yaşadığın hayatı hissedebilmek. Kaybolduğun noktada hep yeni bir başlangıç umuduyla yaşamak…

Muazzam bir dili var Murathan Mungan'ın. Akıcı ve içten. Çölün ortasında geçen hikayesi duru anlatımıyla çarşaf gibi bir denizin seyrindeki huzurla eş değer hale geliyor. Kaybolmuşluk hissini kadınların gözlerinden ifade ettiği derin anlamlar içeren bu kitap kısa olmasına rağmen felsefik öğeler barındırıyor. Hayran kaldığımı söyleyerek kesinle okumalısınız diyebileceğim kitaplar arasına ekliyorum.

Keyifli okumalar.
Metin T. abinin incelemesine (#12091906) yaptığım yorumdaki bir cümle ile başlayalım incelemeye.
"Kahramanımız kayıplarını aramak için çıktığı yolda sanki kendini kaybediyor veya buluyor mu demeliyiz?" Metin abinin kafkaesk tanımlaması bu cümle ile sanırım daha bir gün yüzüne çıkıyor.
Bu kısım sonradan eklendi.

Ne yazacağımı bilmemekle birlikte bir şeyler yazma isteğiyle aldım kalemi elime.
Çador'un anlamı genel itibariyle çarşaf, örtü vs. olarak geçiyor sözlüklerde. Örtünmek için kullanılan bir eşya diyelim biz ona. Bu isimden yola çıkarak hikayenin nereye gideceğini belki tahmin edebilirsiniz ama kitabı okumaya başladığınızda başlangıcının bu şekilde olmadığını görüyorsunuz.

Yurtdışında yaşayan kahramanımız Akhbar uzun yıllar sonra ülkesine dönmek istiyor ve dönüyor ancak o dönmeden önce ülkesi bıraktığı gibi değil.
Yazar kitapta
"Birden kendini bu dünyada daha önce hiç hissetmediği kadar yabancı, üvey hissetti. Çıplak yara gibi acıdı içi. Kendinden bile daha güçlü olmasını gerektiren bir kimsesizlik, bir kayboluştu şu yaşadığı ve insan bu çeşit bir kimsesizliği ancak kendi yurdunda, kendi insanlarının arasında yaşardı. Gönüllü sürgünlüğün zorunlu sürgünlüğe döndüğü günlerde, başka memleketlerin toprağını gezerken, ümitsizliğe kapıldığı anlarda, bir gün döneceği bir yer olduğunu bilmenin avuntusuyla oyalanmış, içini diri tutmayı başarmıştı. Orası, burasıydı işte, ama burası artık orası değildi galiba."
bu şekilde tanımlıyor bulduğu ülkesini. "Orası burasıydı ama burası orası değildi."


Kahramanımız yurtdışındayken "İslamın Askerleri" (kitapta yazar bu şekilde tanımladığı için böyle yazdım) yönetimi ele geçiriyor ve bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor; hikaye de bundan sonra Çador'a doğru kayıyor.
Tabii öncesinde kahramanımız ülkesine dönüş süreci, geldiğinde yaşadıkları, ailesini arayış serüveni bir bir anlatılıyor.

Çador kısmına gelecek olursak buradaki tanımlamalar, tasvirler vs. bana İran'ı hatırlattı. Kadınların örtünmeye zorlanması, özgürlüklerinin elllerinden alınması, zorla evlendirilmeleri vs. bu durumlara şahit oluyoruz. Yakın zamanlarda da İran'da bu durumların varlığına şahit olmuştuk sanırım. Bu durumların tam tersi mesela en yakınımızdan örnek verecek olursak 90'larda yaşanan başörtü sorunu. Başlarını kapattıkları için eğitim hakları ellerinden alınanlar, aynı şekilde özgürlükleri kısıtlananlar veya günümüze baktığımızda şort giydiği için darp edilen, öldürülen, tecavüz edilen kadınlar. Aslında ne taraftan bakarsak bakalım hep aynı yöne çıkıyor bu durum. Acı bir gerçek. Sazı eline alanın bildiğini çalması gibi bir şey.

Özgürlüklerin kııstlanmadığı, herkesin istediğini giymekte özgür olduğu, saygının ön planda olduğu bir dünya diyeceğim ama benim pek ümidim yok.

Mungan'ı da bu evrensel sorunu ele almasından dolayı da tebrik ediyorum. Yaz Geçer ile hayran olduğum yazara bu kitabıyla da hayran olmaya devam ediyorum. Elimde 6 kitabı daha var. Fırsat buldukça okumaya devam.

Benzer kitaplar

Çador novellasının kafkaesk bir hikayesi var. Nedir bir gerçek kafkaesk hikayenin temel bileşenleri? Bir on yıl kadar önce, yargı üstüne yazdığım bir yorumda şöyle tanımlamıştım; devasa devlet labirentleri, hiçbir aklın ve mantığın geçerli olmadığı bir sistem, geciken veya hiç verilmeyen akıl dışı kararlar ve toplumun geri kalanında bu olaylara karşı kesin bir duyarsızlık. Ama hepsinden önemlisi, vahşi bir yalnızlık. Kafkaesk bir kurbanın hikayesi, kamuoyu önünde asla yüksek sesle dile getirilemez, yüksek sesle destek verilemez, çünkü o gizli kapaklı dosyalarda tam olarak ne yazdığını bilemeden, kesin doğruyu bilemeyeceklerini düşünür, devlet otoritesinin en haşin kararlarını bile desteklerler.

Dersiniz ki yazar böyle bir tanımı önüne koymuş, hikayesini ilmek ilmek, yünden bir kazak örer gibi örmüş. Aslında tam da yünden bir kazak örmüş. İpi kalın ve kırçıllı. Sonra da okurun çıplak bedenine giydirmiş. Ağustosta. Ayın en sıcağına gelen gününde. Nasıl bir bunalım yaşayacağınızı bir hayal edin hele.

Kahramanların isimleri, mekanların tasvirleri bana burası, olsa olsa İran’dır, dedirtti. Zaten çador, İran kültüründen ve büyük ölçüde bizim çarşafa özdeş.

Kahramanın çador giymeye karar verdiği süreci anlatan bölümde, sadece kahramanın kendini güvene alma çabası değil ve sanki bir metamorfoz arzusu hissettim. Belki de, yazar Murathan Mungan ya, halt yedim.

Kızdırdı yer yer, ama en çok da kederlendirdi. Mutluluğun indikatörü keder değil midir?
Neresinden başlamam gerek inanın bilemiyorum. Kitabı okurken ağzımda bıraktığı toz tadından mı, Murathan Mungan'ın enfes üslubundan mı, hikayesinden mi, hissettirdiği duygulardan mı, kitabın edebi yönünden mi?  

Herşeyden önce başlatmış olduğu güzel etkinlik ile kitabı okumama vesile olan sevgili Nausicaä ya teşekkür etmek isterim.

Kitaba gelirsek, çoğu kişi "kısa roman mı?" yoksa "uzun hikaye mi?" ikileminde kalmış. Benim için formun hiç bir önemi yok. Yüzlerce sayfa romanın anlatamayacağı anlattı, hissettirdi.

Murathan Mungan'ın kalemi çok kuvvetli. Akıcı bir üslubu ve okuru sıkmayan bir anlatımı var. Yazdığı metni ustaca betimlemeleriyle görsele çeviriyor; kusursuz bir şehir atmosferi yaratıyor ve sizi de tam ortasına bırakıyor.
O ruhunu yitirmiş şehri iliklerime kadar yaşadım, hissettim.

Kitaba ismini veren Çador, Müslüman kadınların saçlarını örtmek için kullandığı bir çeşit başörtüsü. Burka ise, katı İslam kurallarının olduğu ülkelerde, kadınları örten, saklayan, kimliklerini toplumdan silen, kadınlığı, kadın olmayı topluma unutturan bir giysi.

"Burkaya giden yolu çador açar. Çador, ninelerimizin masum başörtüsü değildir yalnızca. Kafalarımızdaki köprüdür. Örtünmek bir ahlak haline getirildiğinde arkası gelir; karara karara gelir. Örtünmenin sonu yoktur. Kadınlar kefene kadar örtünmek zorunda kalırlar."
Yabancı bir kadının ağzından çador bu şekilde anlatılıyor kitapta.
Bu argümanda sorunun başlangıç noktası yukarıda da belirtildiği gibi örtünmenin ahlak haline gelmesi. Kadın zamanla erkeğin namusu, ahlakı haline geliyor ve kendi bedeni üzerinde söz hakkını kaybediyor. Kitapta yanında erkek olmayan kadının sokağa çıkması bile yasak.

Odak noktamız, baş karakterimiz Akhbar. Uzun zamandır uzak kaldığı ülkesine, ailesine, özlemle hatırladığı çocukluğuna dönen Akhbar'ın, umduğunu bulamadığı, tüm çocukluk hayallerinin birer birer yıkıldığı, herkesin yabancılaştığı ülkesindeki hayal kırıklıklarının hikayesi anlatılıyor Çador'da.
Kadınların bedensizleştirilmesinin sadece kadınların değil, kadın imgesini unutan erkeklerin de kaybolmasını anlatıyor. Murathan Mungan'ın deyimiyle "Hayatın yarısı yok" çünkü. Kadınlar yok. Görüntüleri yok, anaçlıkları yok, sesleri bile yok. Kadınların yüksek sesle konuşmaları, kahkaha atmaları bile yasak çünkü.

Önce dış, sonrasında iç savaş yaşanan ülkede İslam devrimi sonrası yaşananlar anlatılıyor. Bu ülkenin neresi olduğunu açık açık söylenmiyor fakat ipuçlarıyla okur yönlendiriliyor. İslam devrimi yaşamış, kadınların burka giydiği, baharat kokularının yükseldiği bir çöl ülkesi.
Verilen ipuçları doğrultusunda, öykünün Taliban rejimi tarafından yönetilen Afganistan’da geçtiğini tahmin ediyorum. Dış savaş ABD destekli Afgan mücahitlerinin, Sovyetler Birliği ile savaşını anımsatıyor. Hatırlarsınız; Sovyetler Birliği'nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından, Kabil'deki hiçbir işlevi olamayan iktidar devrilmiş yerini yıllar süren iç savaşa bırakmıştı.
Kitapta da savaşlar sonunda ülkenin geldiği hal, insanların hissizleşmesi, mekanların kimsesizleşmesi anlatılıyor.

Murathan Mungan'ın usta kalemi sayesinde kitabı hissederek okudum. Bir çırpıda bitiyor. Tavsiyemdir. Okuyun, pişman olmayacaksınız.
Yine tadı damağımda kalan, kelimelerin zihnimde dans ettiği, cümlelerin birbirine dokunduğu harika bir kitap okudum. Murathan Mungan yazsın biz hep okuyalım. Tavsiyedir...
Kısa ama çok güzel bir hikaye birçok romandan daha kaliteli. Murathan Mungan'ın üslübunu çok beğendim. Kitapları çok akıcı.

Ülkesindeki savaştan kaçan bir gencin tekrar ülkesine dönüşünü ve arayışlarını anlatıyor kitap.

2018 yılına Murathan Mungan'ın iki kitabıyla giriş yaptım inanılmaz zevk aldım. Okumak isteyenlere keyifli okumalar..
Çador belki gerçek belki hayali bir ülkede, ama benim ortadoğu hikayelerindekilere çok benzettiğim bir ülkede geçen bir arayışın, bir kavuşma ümidinin hikayesi.

Akhbar ailesini ve ülkesini bırakıp gittikten sonra, vatanında iç ve dış savaş yaşanır. Aileler dağılır, her evden cenaze çıkar yöre halkının tabiriyle... Sonra yurduna dönmek ister Akhbar, ailesini-sevdiklerini bulmak, çocukluğunun geçtiği yerde yaşamak ve geçmişini yakalamak ister...

Onun bu arayışını anlatır, oldukça karamsardır kitap; arada gülümseten detayları bile yoktur. Kocaman bir gülle gibi gelir çarpar insana bu hayat hikayesi; göğsüne oturur nefesini sıkıştırır...
hani benzetecek olsam Bin Muhteşem Güneş tadında, veyahut Uçurtma Avcısı tadında diyebilirim.

Murathan Mungan bu kitabında da dili muhteşem kullanmış, harika imgeler var. çador ve bukradan yola çıkarak o kadar güzel konulara değinmiş ki Akhbar'ın hikayesinin içinde...

Oldukça etkileyici, bitince genizde acı bir his bırakan bir öykü... Bu hikayelerin her gün bir yerlerde yaşandığını bile bile umarım bu gerçek bir yaşam öyküsü değildir diyorum...
Akhbar'ın gözünden arayışları, kayboluşları, kadının yaşamdaki halini anlatmak istemiş yazar.
Akhbar uzun zaman sonra ülkesine döndüğünde hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. Akhbar da bunun üstesinden gelmek için bir yolculuğa çıkıyor, hem ülkesinde hem de kendi içinde... Aklı bazı olanları almıyor, savaş sonrası ülkesinde olanlar gibi.. Ve içindeki boşluğu doldurmaya çalışıyor, ne kadar olursa artık.
Bir solukta okunacak bir kitap. Sizi iç dünyanızda yolculuğa çıkarıp içinizi saracak...
"Aradıkların ya ölmüştür , ya kaybolmuş... Bulsan bile, onların senin bıraktığın insanlar olmadığını göreceksin. En kötü yabancı çeşidi, bir zamanlar tanıdıklarının arasından çıkar."

"Geçmişe ilişkin hatırladıkları kötü şeyler değildi ama, nedense geçmiş içini acıtıyordu. Hatıraların insanın içini acıttığı yaşlara gelmiş olmalıydı: Bir yaştan sonra hatıralar, iyi ya da kötü olmalarından bağımsız olarak, sahiplerine acı veriyorlardı.
Sahi, o yaşlara bu kadar erken gelmiş olabilir miydi?"

"Baba ile oğul birlikte gülmeye başladılar. Kelimelere dökemese de kalbinin bir yerinde biliyordu: Dünyada çok az şey, birlikte aynı şeye gülen baba ile oğulun kahkahalarının aydınlığındaki mutluluğun yerini tutar."

"Bazı insanların hayatında bazı ölümler geri dönülmez değişikliklere yol açar; bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı değişikliklere... Herkesin hayatında da böyle olduğu sanılır. Hayır, herkesin hayatında böyle olmaz. Bazıları hayatlarından eksilenlerin yasını tuttuktan sonra, geriye dönüp kaldıkları yerden aynen sürdürürler hayatlarını. Daha kalpsiz olduklarından değil , yalnızca böyle olduklarındandır bu. Kimileriyse yas tutmayı bilmez. Ya hiç yas tutmazlar, ya da bütün ömürlerini tuttuklarını yasa çevirirler; bu sefer de geriye hayat kalmaz."

"Çünkü insanın kelimelerini emanet edebileceği bir yüzün var senin," dedi. Kendi uğultusunda kör olmamış bakışların , hala taze bakıyor dünyaya, içinin çıplağını yankılarken bakışları kör olmuş yüzlerce insan var sokaklarda hayaletler gibi dolaşan. Birbirlerinin yüzlerinde kaybolmuşlar. Birinin yüzünden diğerinin yalnızlığına geçiliyor. Bazı insanlar bir kelime darbesiyle ölürler. Şimdilerde ise değil ölmek, kimseye tek bir mana bile söylemiyor kelimeler"

Bu satırların yer aldığı bir kitabın zaten kötü olması mümkün mü? Yine satırlara sinen bir Murathan Mungan bilgeliği. Muhteşem bir novella, bir çöl sarısında geçen arayış öyküsü.

Her bir detayıyla yüreğimi donattı. Kalemine sağlık Murathan Mungan.


Onu okuyor olmak büyük şans.
Kısacık bir kitapta insana dair bu kadar şeyden nasıl bahsedilebilir? Ortadoğu, kadın, ölüm, kelimeler, kitaplar, geçmiş ve gelecek, gurbet ve sürgün.. ve daha nicesi. Bir burka ile birçok şeyi sorguluyorsunuz. Öylesine şiirsel ve akıcıydı ki, bitiverdi. Hayatımız boyunca hep bir şeyleri arıyoruz. ' Arayışta bir imandı. Başlı başına bir iman.' Sonu yok sanırım..
Akbhar adında kimsenin işine karışmayan kendi halinde birinin sınırın öte yanına
-kendi topraklarına- geçmesiyle başlayan bir kitap.Savaş olmuş ülkesinde.Önce dış sonra iç savaş yaşanmış topraklarda.O yıllarda ülkesinde değil kahramanımız ama ailesini, sevdiği kızı bırakmış arkasında.Kendi deyimiyle gurbet çağırmış onu.Sonra bir gün geri dönüyor topraklarına.Toprak kendi insanını tanır sadece ölüden ölüye almaz insanını kendi içine düşüncesiyle.Kalbini sıkan sert bağları gevşetmek için dönüyor.Her şeyi yabancılaşmış buluyor tabii.Umduklarını bulamıyor.Ülkede yaşanan iç savaş her şeyin suretini, görünürlüğünü bir bir kapatmış.Günlerce annesini, ablasını, kardeşini, sevdiği kızı bulma amacıyla dolaşıyor sokaklarda, kahvelerde hatta bir sahafta.Onları bulmasına yardım edebilecek hiçbir şey bırakmamış iç savaş.Kadınları yüzlerinden tanımaya çalışıyor, beceremiyor.Çünkü hepsi çölün orta yerinde kendi çadırının (çadorunun, çarşafının) içine girmiş birer sessizlik, karaltı.Abisini savaşta ölenlerin fotoğraflarından bulmaya çalışacak ama o da ne ki fotoğraf yasaklanmış Allah'a karşı olduğu düşüncesiyle.Olmuyor yani.Bütün şehir hayatları bitmiş ancak ömürleri bitmemiş insanlarla dolu.
Kitap boyunca çok güzel cümleler okudum.Murathan Mungan'la da tanışmış oldum.Nesnelerin ardına saklanmış imgeleri çok çok etkileyici anlatmış.Tavsiye ederim.
Çok kitap okuyan insanlara hayatın yetmediğini biliyordu. Kitapların dünyasında hayatı küçük gören, tehdit eden bir şey vardı.
Murathan Mungan
Sayfa 48 - Metis Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çador
Baskı tarihi:
Ocak 2004
Sayfa sayısı:
106
ISBN:
9789753424590
Kitabın türü:
Yayınevi:
Metis Yayınları
"Tek başına kalan bir insanın kapladığı o güçsüz yeri kaplamaya çalışıyorum. Varlığım bir toz bulutu, daha sert bir rüzgarda tozanlarına ayrışarak dağılıp gidecek bir toz bulutu. Benim kalıbımda bir boşluk bu. Sıcağın, şehrin ve çölün ortasında zamansızmış gibi duran bir boşluk."

Kitabı okuyanlar 110 okur

  • Kübra küçük
  • Metin Özdemir
  • Kitap Odası
  • Rûhberûh
  • Hatice Cavlak
  • Tuğba Dk
  • 3. Seviye
  • Meryem K
  • Melisa Eylem
  • Sdf

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%13.6
25-34 Yaş
%52.5
35-44 Yaş
%27.1
45-54 Yaş
%5.1
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.4
Erkek
%39.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.1 (5)
9
%28.9 (13)
8
%31.1 (14)
7
%22.2 (10)
6
%4.4 (2)
5
%2.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0