"ama bir 'sıkıntı' taşıyor içinde; bilmediği bir sıkıntı, bir 'mutsuz bilinç...' bunalıyor. kalabalıklar içinde garip bir yalnızlık duyuyor. büyük kent kırgını... dünya aşıyor onu; 'çok vaktini alıyor.' anlaşılamıyor. herkes katı, uzak, bencil ve küçük... uyum sağlayamıyor."
"yurttaşlığı kulluk, özgürlüğü başıboşluk barışı zayıflık ve yaşama hakkını bir lütuf sayan tutumu ve olanca uzaklığı ile devlet, büyük çoğunluğu her gün biraz daha kendi yalnızlığına itiyordu."
"şimdi mi? insanların gözleri uzun bir uçurumu ezber etmeye çalışan bir çift korku çiçeği, bir imdat çığlığı; sevincine bakarken bile ışığını ağır bir kuşku, boğuk bir önlem duygusundan alıyor."
"sonra esirgediklerine bir özür, bir bağış gibi dünya seni kattı ömrüme. yalnız gözleri değil, hücreleri görmeye başlayan bir körün sevinciydi yaşadığım. teninin kokusuyla yudum gövdemin pasını."