Anadolu'nun kadim geleneklerine göre her acının ilacı yemekti. Ne kadar üzüntülü bir olay yaşarsan yaşa yemek tedavi ediciydi. Antakya'da anneannem öldüğü zaman komşular bir ay evde yemek pişmesine izin vermemişlerdi. Her bir komşu sırayla ziyafet sofraları kurmuştu. Yemek hep ölmüşlerin ruhu için yeniyordu. Sanki o ruhlar besinlerden yararlanacakmış gibi.
Yaşlılıkta, çoğu durumda beden ve zihin aynı anda çökmüyordu. Genellikle bunlardan biri daha ge kalıyordu. Hangisinin önce çökmesi daha iyidir gibi trajik bir sorunun cevabını bugün tam olarak öğrenmiştim: Önce zihin çökerse insan daha mutlu ölürdü.
Aslında nedeni belliydi.Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan, birbirinden farklı özellikteki milyarlarca insan, aynı tür yiyecek ve içecekleri sevmeli, aynı tarz giysileri almalı,bunun için de aynı tarz bir hayat yaşamalıydı. Böylece uluslarüstü büyük firmalar, ürünlerini dünyanın her yerinde satabilirdi.Belki de daha korkuncu, bu sistemin yerel kültürleri yok ediyor oluşuydu.
Ve profesör Maximilian Wagner tek farkı Yahudi olan eşi Nadia' ya kavuşamıştı.
O gün bir söz verdi kendine." Hayatımı bunu anlatmaya adayacağım.Bu cinayeti bütün dünyaya anlatacağım"
O gün 24 Şubat'tı.