(...) yalnız olduğumda onu düşünebiliyor, ama eksikliğini hissediyordum, sahip olamıyordum ona. O yanımdayken onunla konuşuyordum, ama düşünebilecek kadar kendimde olmuyordum. Uyuduğu zaman ise konuşmam gerekmiyordu, onun tarafından seyredilmediğimi biliyordum (...)
Hafızada oldukları gibi korunan bu portreleri tekrar bulduğumuzda, tanıdığımız insanla aralarındaki benzemezlik bizi şaşırtır; alışkanlığın günbegün nasıl bir biçimlendirme işlemi gerçekleştirdiğini anlarız.