Zamanın peşinde bir tohum gibi uçan kokular, dokundukları şeylere sinerek ürer ve hayatın bileğine anlam mühürlerler. Bu yüzden anlamsızlığın bir kokusu yoktur.
Bildiği, gördüğü bir şeydi bu; birbirini doğurtan dişi kediler, kendinden olmayan yavruyu emziren keçiler, fırtınada aynı kiremitin oyuğuna saklanan hepsi bir başka yumurtadan çıkmış serçeler görmüştü ve bir hayvan gibi derdinin dermanını kadınlarda aramıştı.
Peki ya kendisi, o da eskiyor muydu, bir hatırası ya da içinde yaşattığı var mıydı çekip giden? Varlığını bir türlü bu dünyaya sığdıramamıştı ki içine eğilip baksın.