O anın gerçeğini hiç görmemişim. İşte o gözlüklerin ardından gördüklerimizi sorgulamadıkça, aynı şeyleri görmeye ve tabii yaşamaya devam ediyoruz. Her an yaşamı olduğu gibi görmek, deneyimlemek yerine bir hatıraya ya da beklentiye bakan, onu gören insan. Onları gördüğüne inanan ve yalayan insan. Oysa sorguladığımızda her birinin bir zihin resmi olduğuna uyanıp, seni bırakmalarına izin veriyorsun.
İnsan var olmadan, gerçekten yaşamış olmaktan bahsedemez. Yaşama sanatını icra edemez. Takılır kalır yaşamda. Kapılar hep suratına kapanır. Çünkü çakma kimliğindedir, ilerleyemez, yol alamaz. Her birimiz benzersiz bir tasarımla kendimiz olmak için buradayız. Yaşam bizden çakma bir versiyonumuzu değil, gerçeğimizi ortaya koymamızı bekliyor.
Eğer birisinin yanında en karanlık taraflarını dahi apaçık edebilecek samimiyetle yer alabiliyorsan ve onun da en karanlık taraflarını dahi paylaşabilmesi için gerekli şeffaflığı sunabiliyorsan gerçek bir yakınlıktan bahsedilebilirmiş anladım.
Dolayısıyla eski yerler, ögeler, insanlarla bir araya geldiğinde de hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. İşte bu yeni versiyonunun hatta doğru tanımlamam gerekirse orijinalin ise herkese uygun olmuyor. Herkes hazzetmiyor. Dolayısıyla birileri gidiyor evet yaşamdan ama işte birileri geliyor.