“İnsanın kendi hayatını yaşamasını, her şeye rağmen yaşamasını öğrenmiş, kızına da öğretmişti. Okuduğu kitaplar ona bunu talim etmişti. O gözünü kapadığı zaman hep saadet, hep zevk hatıraları bulurdu, karanlığın içinde. Belki şimdi yalnız hatıraları kalmıştı ama, böyle yaşadığı için hala mesuttu. Ölüm pek rahatça gelecekti ona. Hiçbir arzusu, tatmin edilmemiş hiçbir arzusu kalmamıştı.”
“Yanında kim olursa olsun birisi olsaydı. Kadın, erkek, hünsa, insan, hayvan ... Hatta o namussuz Özdemir, hatta o, görünce çileden
çıktığı, oturuşu, kalkışı, kollarını açıp üç kişilik yer kaplayarak yemek yeyişi, aksırışı ve gülüşü çekilmez Özdemir'in arkadaşı Hasan bile olsaydı. Ne olur bir kedicik, bir köpekçik olsaydı. Bütün bu olmayan şeyler; ağrılar, boşluklar, terler ve üşümeler; bir daha hiç dönmernek üzere gideceklerdi.”
“Hem aynı işte çalışan, aynı yorgunlukları duyan, aynı azarları işiten, aynı üzüntüleri,
aynı keyifleri tadan insanların birbirine oyun oynamaları kadar ayıp şey olamaz...”