<<Schahriyar folgt den Spuren des Todes auf der schneebedeckten Stille seiner Seele. Weder bietet ihm der eigene Körper eine Unterkunft für seine Seele, noch wird seine immer unheilvollere Erinnerung zu einem Gebäude, das seiner Seele einen Halt geben könnte... Nichts kann seine Haut wechseln... Jede Bewegung erstarrt zu Stein...>>
"Şehriyar, ruhunun karlarla örtük sessizliğinde ölümün adımlarıyla iz sürüyor. Ne kendi bedenidir ruhunu barındırdığı ne de ruhunu taşıyacağı bir binadır gittikçe kargışlanan belleği... Hiçbir şey deri değiştirmiyor... Her devinimde bir taşlaşma..."
<<Ich verstehe dich nicht… Wieder zerrst du mich irgendwo hin… Und danach, danach zwingst du mich, vor einem Abgrund zu stehen und meiner eigenen Stimme zu lauschen!.. Warum weigerst du dich seit Jahren mir zu erzählen, welch zerstückelte Finsternis sich in der Tiefe der Vergangenheit am Boden abgesetzt hat?!..>>
“Anlayamıyorum… Alıp bir yerlere sürüklüyorsun beni… Sonra da, sonra da bir uçurumun başında kendi sesimi dinlemeye tutsak ediyorsun!.. Neden geçmiş denen uçurumun dibindeki parçalanmış karanlığın ne olduğunu anlatmıyorsun yıllardır bana?!..”
“Şer olmazsa hayır olmaz. Soğuk olmazsa
sıcağı, karanlık olmazsa aydınlığı takdir edemeyiz. Bu biri olunca öbürünün de olması şart iki zıt şey arasında kıvranıp duruyoruz. Kötülük iyiliğin gereği var olunca kötüden
ne hakla nefret ediyoruz? Her şey zıddıyla belirlenmek zorunda olunca dünyadan yekpare bir huzur ve asayiş nasıl beklenir?..”
“Bazen insanın kanunlara, yargılamalara, düşüncelere, değerlendirmelere sığmaz öyle düşkünlükleri var ki insan asıl kabahati yaratıcıda mı, tabiatta mı, insanlıkta mı,
medeniyette mi, nerede bulacağını bilemiyor?”