Kaldırımlarda sağımdan solumdan geçip duran, telaşla koşuşturan, her zaman aceleci,asık suratlı, endişeli insanlara katlanamıyordum.Neden hep üzgün,hep endişeli,telaşlıydılar? Her zamanki hüzünlü öfkeleri nedendir? Mutsuzluklarının suçu kimindir? Hem önlerinde altmış yıllık koca bir ömür varken neden yaşamayı bilemiyorlar?
Bir insanın kafasında doğan dahice veya yeni her düşüncede,hatta ciddi her düşüncede,onu anlatmak için ciltlerce kitap yazsa ,otuz beş yıl sözlü olarak anlatmaya çalışsa yine de kafasından bir türlü dışarı çıkmayan ,ömür boyu içinde kalacak ,başkalarına anlatamayacağı bir şeyler her zaman vardır.
...sinirleri bozulan, ölçüyü kaybeden kişi artık hiçbir şeyden korkmaz olur; her türlü rezalete hazırdır, haz da duyar bundan.Nedenini açıkça bilmese de saldırır insanlara, sorun çıkacak olursa, bu sorunu halletmek için bir dakika sonra çan kulesinden atlamaya da kesin kararlıdır.Bu durumun belirtisi genellikle fiziksel gücün azalmasıdır.