Biliyor musunuz, Allah her insanın sağ avucuna on sekiz, sol avucuna ise seksen bir rakamını bir damga gibi vurmuştur. İkisinin toplamı doksan dokuz eder ki bu da “esmayı hüsna”ya işarettir. Onsekizi, seksen birden çıkardığınız takdirde, geriye altmış üç kalır. Bilindiği gibi peygamberimiz âhiret âlemini şereflendirdiği zaman altmış üç yaşında bulunuyordu.
Sayfa 46 - Timaş Yayınları, 14. Baskı, Haziran 2019
Bu milletin dini değerlerini, bir zamanlar din ile, iman ile en küçük bir ilgisi olmayan mukaddesat düşmanları yok etmeye çalışıyordu. Günümüzde ise, bazı ilâhiyat profesörleri mukaddes değerlere karşı isyan bayrağını çekiyor, bir nev’i donkişotluğa soyunuyor, halkın önemsediği dini ortadan kaldırmak için “uğraş” veriyor.
Sayfa 45 - Timaş Yayınları, 14. Baskı, Haziran 2019
Dördüncü Murat devrinde yaşayan ve “sarhoşların pîrî” diye anılan Bekri Mustafa, her gün geçtiği Küçük Ayasofya Camii'nin önünde bir gün, kalabalık bir grup görür. Merak edip yanlarına yaklaşınca adı geçen camiye bir hırsızın dadandığını, akşamleyin
kandillere konulan zeytinyağlarını yok ettiğini, cemaatin büyük bir gayret göstermesine rağmen bir türlü yakalanamadığını öğrenir. Hırsızı ancak kendisinin derdest edebileceğini cemaate söyler ve o gece camide kalır, bir köşeye gizlenir. Yatsı namazı kılındıktan, el ayak çekildikten sonra hırsız, bulunduğu yerden çıkar. Torbasından çıkardığı ekmekleri kandillerdeki zeytinyağlarına banarak yemeye başlar. Bataklık kurutur gibi kandilleri temizler. Derken bir anda Bekri Mustafa'yı karşısında görür ve şöyle bir irkilir. Yarısı Arapça, yarısı Türkçe sözlerle kelime oyununa başvurur ve yakayı kurtarmak için konuşmaya başlar:
“Zeytin Allah'ın zeytini, ev Allah'ın evi, ben de Allah'ın kuluyum” anlamına “Ez Zeytü Zeytullah, el Beytü Beytullah, Ene
Abdullah!” der. İşte tam bu sırada Bekri Mustafa elindeki şişeyi hırsızın kafasına indirir ve şu şekilde seslenir:
— Bu da “Ed - Darbetü min tarafillah!” Yani Allah tarafından bir darbedir!…
Sayfa 33 - Timaş Yayınları, 14. Baskı, Haziran 2019