Hüseyin Aycan

Eski Babil'de yaşadıkları söylenen en büyük, en ünlü büyücüler tapınaklarda görevli kimselerdi. Kendilerine başvuranların bütün acılarını, sıkıntılarını giderdikleri söylenirdi. Fenikeli büyücülerin etkilerinden korkmayan yoktu. Durum eski İran’da da, Çin'de de öyleydi. (...) Din büyüklerine gösterilen saygının özünde eski tapınaklardaki din görevlilerinin etkinliği dile gelir. Papa'nın, Patrik’in tanrısallığı ile Delphoi Orakl'inin kutsallığı arasında bir ayrılık yoktur. Değişen yalnız Papa ile Orakl'in görev yeridir.
Reklam
Otacılık (doktorluk) la büyücülük eşanlamlıydı. Isa'nın ölüleri diriltmesi, sayrıları sağıltması, olmayacak diye nitelenen işleri yapması Tanrının yardımıyla olan birer doğaüstü başarıydı, ancak eski büyücülerin yaptıklarından ayrı değildi. Daha önce .Musa’nın başarıları da bu türdendi. Dinler tarihinde «tansık» (mucize) diye adlandırılan olayları bu eski büyücüler gerçekleştirince dinle ilgisiz sayılır, oysa Musa, Isa gibi tanrı görevlilerine de «büyücü» denmişti. İmdi bir olayı «yalvaç» denen görevli gerçekleştirirse tansık, başka biri gerçekleştirirse büyü olur. Burada değişen olay değil, ortaya çıkan kişiye gösterilen güven, saygı, yüceltmedir.
Eski Mısır'da «mumya» yapanlar birer büyücüydü, bu işi kimseye öğretmez, yalnız atadan oğula aktarılan birer «gizem» olarak saklarlardı.
Bitkilerden em (ilâç) yapan ilk otacılar (doktorlar) da birer büyücü (bükü, bügü) sayılırdı. Bu nedenle büyücü saygı değer bir kimseydi bilgisi, yetkisi yüzünden. Nitekim ilkçağda da insanların acılarını, sayrılıklarını gideren kimseler birer büyücüydü. Onların görevi bugünkü anlamda büyü yapmak, kandırmaca ile iş görmek değildi. Eskilerin bilici (kâhin) dedikleri kimseler de birer büyücüydü. Onlar da gizlilikleri bilir, gelecek üzerine yargılar verir, bildiriler sunarlardı.
Büyünün neden böyle yaygın olduğunu onun taşıdığı anlam da gösteriyor. Eski türkçede, özellikle Asya türkçesinde büyü sözünün karşılığı bükü, büğü, böğü, bügü, bögü biçimlerinde olup «bilgelik» anlamını içerir.
Reklam