Hüseyin Aycan

İnanışa göre güneş ve ay tutulmaları, karanlık güçlerin güneş ile ayı yeraltına kaçırıp orada esir tutmasıyla gerçekleşiyordu. Ne zaman güneş veya ay tutulsa, Şamanist Türkler bağırıp çağırarak kötü ruhları kovmaya çalışır, böylece ay ve güneşin tekrar salınmasına yardımcı olacaklarına inanırlardı.
Reklam
"Etrafında dönüyorum Kuday, etrafında dönüyorum Yer, etrafında dönüyorum Su! Bizi kötülüklerden koru! Bizi hastalıklardan koru! İnsanlar ve hayvanlar esen olsun! Amin!'
Günümüzde de ateşin etkisinin geride kalmadığı, hala el üstünde tutulduğu söylenebilir. Türk kültür dairesinin bu ortak kutsalına karşı geliştirdiği davranış biçimleri, bugün zayıflamış olsa da hala korunmaktadır: Ateşin üzerinden gereksiz yere atlanmaz, çocuklar bu konuda sıkça uyarılır. Ateşe su dökülmez, üzerine tükürülmez, tuvalet yapılmaz. Tüm bu basit pratikler salt bir batıl inançtan daha fazlasıdır. Elbette kültürel bir bağlamı da olmalıdır, değil mi?
"Otuz dişli ateş anam, kırk dişli kayın anam, gündüzleri bizim için çalışıp çabalıyorsun, karanlık gecelerde bizi kötü ruhlardan koruyorsun. ( ... ) Ulusun koruyucusu, sürülerimizin bekçisisin! Altın yapraklı mukaddes kayın ağacının gölgesinde dinleniyorsun! Siyah yanaklı beyaz koç sana kurban olsun! ( ... ) Kökleri altmış dal olan mübarek kayın ağacının ilk bittiği günden itibaren sen, ateş anamız, açları doyurdun, üşüyenleri ısıttın, yemeklerimizi pişirmek için sacayaklarımızı kurdun, üzerinde dokuz kulplu tunç kazanımızı kaynattın!"
Ateş, tanrılardan geldiği için temizdi, temizleyiciydi; kötü ruhları kovardı. Şaman ritüeli sırasında yakılan ateşin odunu mümkünse kayın ormanının temiz ve el değmemiş bölümünden getirilirdi. Şamanın davulu ritüele başlamadan önce ateşe tutulup manevi olarak temizlenirdi. Altıncı yüzyılda Göktürk hakanını ziyarete gelen elçiler ateşlerin ortasından geçirilerek saraya alınırdı. Bugün de ateşin temizleyici özelliği Hıdırellez'de yakılan ateşle yaşamaya devam ediyor.
Reklam