Hüseyin Aycan

Göğün en üstünde Kayra Han (Kara Han veya Kayrakan olarak da bilinir) oturuyordu. Onun alt katmanlarından birinde Ülgen vardı. Ülgen'in oğulları Mergen ve Kızagan daha alt katmanlarda yaşıyordu. Umay, Ak Ene, Kün Ene, Ay Ata, Maydere ve Ülgen'in kızları da üst dünyada yerleri olan tanrı, tanrıça ve özel ruhlardı. Zaman içinde tanrılar panteonuna dair kurgularda da değişimler oldu. Panteonda yer alan tanrıların bilinirliklerini ve önemlerini kaybettikleri coğrafyalarda ve dönemlerde, tüm güçlerin ve yetkilerin Gök Tanrı'da toplandığı düşüncesi güçlendi. Gök Tanrı her şeyi düzene sokmayı bitirmiş ve gökteki yerine oturmuştu.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kurbanları tanrılara ulaştırmanın en kolay yolu, kurban kesme ritüelini bir ağaç altında yapmak ya da kesilen kurbanları ağaçlara asmaktı. Ağaçlar bu yüzden şamanların uğrak mekanlarıydı, adeta yolları açan bir tılsımdı.
Eğer yeterince güçlülerse, şamanlar Kutup Yıldızı vasıtasıyla tanrılara açılan kapıya varabilir, kendi isteklerini ya da halktan getirdikleri istekleri buradan iletebilirlerdi.
Oğuz Kağan Destanı'ndan "Güneş tuğumuz, gök çadırımız olsun!" cümlesi Türkler için bir motivasyon cümlesiydi. Gerçekten bir çadıra benzettikleri göğün altındaki toprakları vatan haline getirerek koca bir dünyayı Türk çadırının kapladığı bir yer haline getirme idealiyle hareket ediyorlardı.
Türk orduları tuğlarına taktıkları kurt başlı bayraklarla savaşa gittiler, Oğuz Kağan Destanı'nda göreceğimiz üzere, bir kurdu manevi önder tayin ettiler. "A-shih-na" ismi, ses değişimine de uğrayarak bugün konuştuğumuz Türkçeye "Asena" olarak geçti ve kız çocuklarına isim olarak verildi.