Hüseyin Aycan

Gönüllü olarak devleti daha da büyütmek ve şerefini yükseltmek için çalışılmadığı ve gayret gösterilmediği durumda silahlar ve askeriye konusuna çok fazla eğilmemiş uluslar için, başarısızlığın kaçınılmaz olacağını belirtmek gerekir. Buna karşılık askeriyeye gerçekten önem veren, uzun süre onunla uğraşan milletlerin (Romalıların ve Türklerin dosdoğru yaptığı gibi) devletin sınırlarını genişletmede olağanüstü işler başarmaları da, hiç kuşku duyulmaması gereken bir gerçektir. Bir çağın belli bir dönemi boyunca savaş zaferi yaşamış ve dolayısıyla tek bir çağda devletin sınırlarını genişletebilmiş uluslar, uzun zaman sonra bile savaş düsturlarını hatırlar ve kullanırlar.
Reklam
Her şey bir kenara, Nebukadnezar'ın krallık ağacı, dallarıyla budaklarını taşıyabilecek kadar haşmetli ve sağlam bir gövdeye sahip olmalıdır. [Kutsal Kitap'ta anlatılana göre, Nebukadnezar rüyasında dünyanın ortasında, her yerden görülebilecek kadar haşmetli ve bir o kadar da herkese faydalı bir ağaç görmüştür. Bu ağacın herkese yetecek kadar bol meyvesi vardır, yabanıl hayvanlar gölgesinde barınır ve gökte uçan kuşlar dallarına tüner, ancak daha sonra kutsal bir varlık ağacın kesilmesini, yapraklarının yolunmasını ve meyvelerinin atılmasını buyurur. Bu rüyadaki mesaj ise, aynı yerde yazdığına göre, egemenliği dört bir yana yayılan, Kral Nebukadnezar'ın doğru olanı yapması ve düşkünlere iyilik ederek suçlarından sıyrılması gerekliliğidir, bu aynı zamanda Tanrı'nın yeryüzündeki egemenliğinin de koşuludur (Eski Ahit, Danyal Peygamber 4.4-34). Bacon da gerek bu denemesinde, gerekse genel devlet anlayışında bir imparatorluğun muhakkak kuşatıcı ve yayılmacı olması gerektiğini düşünür.]
... eskilerin şu sözünün abartı değil de ne kadar anlamlı olduğu ortaya çıkar: Dost, kişinin öteki kendisidir. Gerçekten de, konu üzerinde düşünülürse, dostuna karşı yükümlülükleri, kimi zaman insanın kendisine karşı yükümlülüklerine bile ağır basar.
Heraclitus muammalı sözlerinden birinde pek güzel söylemiştir: Saf ışık en iyisidir. Şurası kesin ki, başkasından gelen ışık, başka deyişle öğüt, kişinin her daim duygularıyla körelmiş ve buğulanmış yargısından ve kavrayışından elde ettiği ışıktan daha saf ve durudur. Demek istediğim, bir dostun öğüdüyle kişinin kendi kendine verdiği öğüt arasında, neredeyse bir dostunkiyle bir dalkavuğun öğüdü arasındaki kadar fark vardır. İnsanın en zararlı dalkavuğu yine kendisidir, yine kişinin kendisine yaptığı dalkavukluğa, dostun içtenliğinden daha sağlam bir çare yoktur.
Themistocles tarafından Perslerin kralına pek doğru söylenmiştir: Konuşmalar tüm desenleri açıkça seçilebilecek ölçüde gerilmiş halılara, düşünceler ise her yanı sıkıca bağlı ve kapalı bohçalara benzer.
Reklam