Hüseyin Aycan

Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asri ve bütün mana ve eşkaliyle medeni bir heyeti içtimaiye haline isal etmektir. lnkılabatımızın umde-i asliyesi budur. Bu hakikati kabul edemiyen zihniyetleri tarumar etmek zaruridir. (Söylev ve demeçler)
Reklam
15 Ağustos 1929'da Uyanış'ta Refik Ahmet'in yazdıkları da ilginçtir: "Bu dünyanın da ahretin de veya bir softanın da despotizmini artık kabullenemeyiz. Allah'ı da Sultan ile birlikte tahtından indirdik. Bizim Mabetlerimiz fabrikalardır."
1920'lerin başından itibaren, devletten ferde kadar, yükselinmesi gereken hedef olarak konulan medeniyet aynı zamanda acımasızdır. Sözgelimi Mustafa Kemal'e göre "medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona bigane olanları yakar ve mahveder." Mahmut Esat Bozkurt ise, medeniyetin her şeyiye alınmasının gerekliliğini anlatırken medeniyetin Kemalist elitlerin zihninde konumlandığı yeri de açıkça ifade eder: "Batı medeniyeti ... bir küldür [bütündür], ayrılık kabul etmez. Ya hep alınır, yahut alınmaz. Tıpkı dinler gibi..."
Mustafa Kemal'e göre medeniyet bir tanedir ve o da Batı medeniyetidir. Üstelik Mustafa Kemal'in anladığı haliyle, "Batı uygarlığı dışında geri kalan ve bu geriliklerinde direnen toplumlar üstün ekonomi ve teknoloji güçleri tarafından sömürülmeye mahküm"durlar.
Muhterem ahali, birbirimizi aldatmayalım. Medeni cihan çok ileridedir. Buna yetişmek o dairei medeniyete dahil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün safsataları bertaraf etmek lazımdır. Şapka giyelim mi, giymiyelim mi gibi sözler manasızdır. Şapka da giyeceğiz, garbın her türlü asarı medeniyesini de alacagız. (Atatürk/Söylev ve demeçler)
Reklam