Resimlerle Sanat

Resimlerle Sanat
@lomer
Alıntıları yedekliyorum. instagram.com/resimlerle.sanat
Sanat
Ömer
İstanbul
İstanbul, 9 Mayıs 1995
26 okur puanı
Eylül 2015 tarihinde katıldı
Dolayısıyla sanatçı, üretim sürecinde atacağı her adımı, “alıcıya, alıcının yeteneğine doğru bir yönlendirme”de bulunarak atmak, yapıtının anlamca kapsamını “gözden geçirip” düzeltmek durumundadır. Onun için sanatçılar, yaptıkları çalışmanın çeşitli aşamalarında kendi üretimlerini yoklarlar; beğenisine ve yargı gücüne inandıkları arkadaşlarına ya da eleştirmenlere yaptıkları taslakları ya da parçaları gösterirler. Ama bu arada, daha ham, olmamış, dolayısıyla da başkaları için kapalı ve anlaşılmaz gözükecek şeylerden, algılayanlarca yargı ve eleştiri gelecek diye de genel olarak korkarlar.
Sayfa 420
Reklam
Puşkin'in, «... Tatyana nasıl da oyun etti bana, gitti evlendi...» deyişi, yalnızca üretim sürecinde beklenmeyen bir değişiklik karşısında sanatçının gösterdiği şaşkınlığı değil, ama buradaki esaslı bir alayı da bize göstermektedir. Şair, aslında kendi eliyle o gücü "çocuklarına" verdiğini çok iyi bilmektedir. Yoksa, ne Puşkin'in, ne de Tolstoy'un kendi kahramanlarının niyetlerine karşı koyamayıp, onları özgür bıraktıklarını, böylece Tatyana'nın evlendiğini, Anna'nın da intihar ettiğini düşünebilir miyiz hiç!
Sayfa 418
Mayakovski, çok yerinde olarak şunları söyler: «Ha şiir yazmışsın, ha radyum çıkarmışsın. Al: bir gramı böl: bir seneye Binlerce ton taş toprak atacaksın, Bir kelime bulup koyacaksın diye.» Bu sözler, sanatsal üretimin genel bir yasasının formüllendirilişi olarak görülebilir. Her ne denli hiç zorlanmadan, sanki doğaçtan yazılmış gibi görünse de, aslında, Puşkin'in her şiirinin ne denli uzun ve yorucu bir çalışma aldığını çok iyi biliriz. Lev Tolstoy, o geniş kapsamlı romanlarını, hiç bıkmadan, her bölümün, her öykünün, neredeyse her satırın düzeni üstünde titizlikle durarak birkaç kez yazmıştır belki de. Gogol, bir yazarın kendi el yazılarının üstünden belki sekiz kez geçmesi gerektiğini söyler. «Belki birinde daha az, öbüründe daha çok, ama sekiz kez yapıyorum bunu. Ancak sekizinci kez, kendi elimle yazdıktan sonra, çalışma, sanatsal olarak bitmiş, üretkenlik katına ulaşmış demektir.»
Sayfa 416
Çünkü sanatçı, her şeyden önce, yapıtını kendi kafasında mümkün olduğu kadar açık-seçik tasarlaması gerekir. Yoksa, düşünceyi malzemeye dökemez. Genç Mayakovski bu soruna alaycı biçimde şöyle değinmiştir bir keresinde: Bir zamanlar, kitaplar şöyle yazılır sanırdım: şair gelir, gevşetir çenesini ve başlar artık şakır şakır ötmeye, hebennakalar* gibi, buyurun dinleyin! Aslında, insan önce ötmeden, bir dolanır, izler kaynaşan güruhu, ve kalbin çarptığı göğüs kafesinden salıverir ortaya hayal kuşunu. Düşüncede içerik ile biçimin eşitsiz gelişmesi, biçimin içerikten “geride kalmasına” yol açtığı gibi, düşüncenin olgunlaşıp gelişmesine de gittikçe engel olmaya başlar. Böylece, daha üretken düşüncenin kendisinde bile, biçim ile içeriğin birliği kendi çelişmesini de birlikte getirir. *hebennaka: Kendini akıllı sanan kimse, ahmak, idraksiz.
Sayfa 414
Hiç kuşkusuz, varılan bu sonuçla sınırlı kalınamaz; yoksa düşüncenin iç yapısının kendine özgü yanı bize kapalı kalır. Bu kendine özgü yan, içeriksel ve biçimsel yanların karşılıklı ilişkisindeki özelliklerde aranmalıdır. Çünkü, düşüncede içeriksel olan yan, biçimsel olan yana açıkça ağırlık basar. Nereden anlarız bunu? Her şeyden önce, bir sanat yapıtı düşüncesinin ortaya çıkışından anlarız. Bunun için iki olasılık vardır. Birincisi, yaşamdan alınan belli bir olay, ilk yaşamsal pırıltı belli bir etkilenim dolayısıyla düşünce olarak belirir; sanatçının duygu ve düşünceleri üstünde bir etki uyandırarak, yaratıcılık sürecini kendi içinde başlatır. İkincisi, bir düşünce, daha önceki bir etkilenmeyle ta baştaki bağlantısı belirsiz biçimde, bir sanatçının belli bir zihinsel, ruhsal durumu anlatabilmek için birdenbire bilincine vardığı bir gereksinimden kendiliğinden de ortaya çıkabilir.
Sayfa 412
Reklam