Sanatta, bu türden hastalıklı görünümlere de rastlanır; hatta bunlar belli bir ölçüde sınıflandırılabilir de. Gerçekten sanatsal, yaratıcı hiçbir yatkınlık içermeyen, insan elinden çıkma, birçok yapıt vardır. İmgesel düşünce yoksunluğu, bu yapıtları, bir düşüncenin sırf dümdüz biçimde kuruluşuna götürdüğü gibi, bunu izleyen tüm cisim verme süreci de, daha önceden şematik olarak düşünülmüş içeriğe, özel bir biçim, özel bir "kılıf" uydurma çabasıyla geçer. Önceden belli bir bilgi ve zeka kadar, herhangi bir sanat türünde kullanılan biçimlendirme arasına az ya da çok belli bir egemenlik, bu iki işlemin de kolaylıkla yürütülebilmesi için yeterlidir. Sonuçta, bu yolla ortaya konan bir şiir, bir şarkı, bir oyun ya da bir resim, dış biçimi bakımından gerçek bir sanat yapıtından ayırt edilemez hale gelir. Bu gibi işlerin sık sık gazetelerde yayımlanması, sahneye konması ya da sergilenmesinin nedeni de budur. Ancak gelişmiş sanat algısı olan bir kişi, bunların sahici pırlanta değil, becerikli sahte inci ya da yapay taş olduğunu fark edebilir.