Kişi, hayatındaki en önemli kişinin kendisi, en önemli tanıklığın da kendi tanıklığı olduğunu fark edemezse hiçbir zaman hayatla ilişkisini doğru kuramaz.
Yaşamında "öz", "can", "kendin" olarak ne kadar varsın? Bir kişi yaşamının her ânında, kendisi olarak ne kadar var olduğuna dair iç beyinde, amigdala düzeyinde bir hissiyata sahiptir. Yaşamında kendin olarak var olduğun zaman için bilir; sesin, bakışın, yürüyüşün, gülüşün, tüm bedenin bunun sinyallerini verir. İçinde bulunduğun hâl kötüymüş, acı çekiyormuşsun, şu bu... Ama sapına kadar kendinsin, kişisel bütünlük içindesin. "Ah!" diye inlerken bile içinde bir şükür duygusu vardır. Sapasağlam kendinsindir, acın da sensindir.
Ah öyle bir hal ki bu, çocukluktaki utandırılma insanın bütün hücrelerine kadar işler. İnsanın özüne kadar gider. İşte o zaman mutluluktan korkar hâle gelirsin; hayatında iyi bir şey olduğu zaman bilirsin ki bir şeyler ters gidecek. Başına bir şey geldiğinde de, "Çok şükür zaten mutlu değilim," deyip kendini güvende hissedersin.
Bu ülkede içindeki çocuk utanca boğulmuş ve bunalmış o kadar insan var ki! Ben onlara yetişkin çocuklar diyorum. İçi çocuk ama bedenen yetişkin... Bunlar kötü insanlar değiller ama her türlü kötülüğü de yapabilirler.