"ilkin, çalışmamızı zorlaştıran şeyin onun kırgınlığı olduğunu sanıyordum -işte biliyorsun, her zamanki terapistinin onu bırakması filan- beni reddediyordu da diyebiliriz. ama biliyor musun, mesele bu değildi. bizler tıp uygulayıcıları olduğumuz için ve tıp, sevmek ya da sevmemek gibi şeylere yer vermeyen bir bilim olduğu için, karşılaşmak istemediğimiz bir şey oldu aramızda. birbirimizle geçinemedik, işte o kadar. birbirimizden hoşlanmadık. galiba birbirimize çok fazla benziyorduk..."
hemşireler yaralarıyla uğraşırken, deborah, oturan ya da ayakta duran öteki hastaların, 'soluk alan duvar süsü' tanımını yakıştırdığı görünümlerini seyrediyordu; istenç ve tutkularının dışında bile kanlarının sürekli olarak dolaşabilmesi ve yüreklerinin atabilmesi karşısında duydukları korku ve şaşkınlığın dışında, yüzleri tamamen ifadesizdi.