Birincisinde, ister kaçarak olsun ister atılarak, insan ülkesinden zorla ayrılıyor ve kendini hayatının yarısı çalınmış bir felaketzede gibi hissediyor; ikincisindeyse, kendini kaderinin efendisi gibi hissederek, kendi kararıyla, bir macera peşinde çıkıyor ülkesinden. Sürgün edilen kişi, yaralarını yalayarak hep geçmişe bakıyor, göçmen olan kişiyse, erişebildiği fırsatlardan yararlanma kararıyla gözlerini geleceğe çeviriyor.
Haberlerin sansürlendiği ve beyinleri yıkamaya yönelik bir propaganda mekanizmasının kurulduğu kesin; muhalefetin örgütlenebilmesinin uzun yıllara gözyaşına mal olduğu da kesin; ama bu durum diktatörlüğün halk tarafından tutulmasını açıklamıyor.
En önemli soru, çoğunluk için hayatın hiç de kolay olmamasına ve askeri hükümete bağlı olanların bile korku içinde yaşamalarına karşın, halkın en az üçte birinin neden diktatörlüğü destekledikleri.