HERŞEY BÖYLE BAŞLADI
İsa Özinan "Herşey Böyle Başladı" ile aslında bize öyle pembe panjurlu bir hikaye falan anlatmamakta . resmen bir sistem eleştirisi ve insanın kendi içindeki o karanlık dehlizlerin haritasını çıkarmakta. Feniks Yayınları’ndan çıkan bu eserin merkezinde, her şeyin bittiği ya da yeniden başladığı o meşhur "zaman" kavramı var.
Kitapta öyle bir dünya tasvir edilmiş ki, zaman sadece bir rakam değil, insanın üzerine çöken devasa bir enkaz gibi işlenmiş. O kapaktaki suyun dibindeki saat ve "Lost Time" vurgusu aslında hikayenin özeti; yazar demekte ki "biz zamanı yönettiğimizi sanırken aslında zamanın içinde çoktan boğulmuşuz".
Konu, bir adamın o yıkıntıların, o kimsesizliğin ortasında elinde bir fenerle hem kendi geçmişini hem de insanlığın nereye gittiğini aramasını anlatmakta ama bunu yaparken sizi öyle bir atmosferin içine sokmakta ki, okurken o tozun, o çürümenin kokusunu resmen almaktasınız .
Öyle klişe "bir varmış bir yokmuş" tadında değil, bildiğin distopik bir evrende varoluş savaşı vermektesiniz karakterle birlikte.
İsa Özinan'ın kalemi çok keskin; insanın en saklı kalmış korkularını, o susturduğumuz iç seslerimizi birer birer gün yüzüne çıkarmakta.
Özellikle o fenerin ışığı gibi cılız umutlarla, koca bir karanlığın içinde yol bulmaya çalışmak kitabın en vurucu tarafıydı bence. Betimlemeler o kadar yoğun ve gerçekçi ki, sayfalar bittiğinde kendinizi o harabelerden sağ çıkmış gibi yorgun ama bir o kadar da zihni açılmış hissetmektesiniz.
Eğer aradığınız şey sizi uyutacak bir masal değil de, uykunuzu kaçıracak, sizi kendinizle ve akıp giden o geri gelmez zamanla yüzleştirecek bir tokat gibiyse bu kitabı sakın atlamayın.
Resmen kafamın içinde bir yerlerde yeni pencereler açıldı ve o saatin yelkovanı hala zihnimde dönüp durmakta