Gerçek var oluşun acıları ile yapay var oluşun keyiflerini kıyasladığınızda, yaşamayı asla istemeyecek, hep düş kurmayı arzulayacaksınız. Diğerlerinin dünyası için size ait olan dünyayı terk ettiğinizde, Napoli ilkbaharından Laponya kışına geçmiş, cenneti dünya için, cehennem için terk etmiş gibi hissedeceksiniz.
“İyiliğe, insancıllığa, minnettarlığa elveda... Yüreği çiçeklendiren tüm duygulara elveda!.. İyileri ödüllendirmek için Tanrı'nın görevini üstlenmiştim... Şimdi kötüleri cezalandırmam için intikam tanrısı yerini bana bıraksın!”
Bu dünyada yalnızlığa itilmiş olan Dantès bazen şiddetli bir yalnız kalma ihtiyacı hissediyordu. Zaten hangi yalnızlık gece karanlığında, enginliğin sessizliğinde ve Tanrı’nın bakışları altında denizde tek başına yol alan bir gemininki kadar dokunaklı ve şiirsel olabilirdi?
Kaplan doğası itibarıyla, yazgısından dolayı, kan dökmek için sadece tek bir şeye ihtiyaç duyar, koku alma duyusu onu avının yakınlarında olduğu konusunda uyarır. Hemen bu ava doğru hamle yapıp üzerine atlar ve onu parçalar. İçgüdüsüne itaat eder. Ama insan tam tersine kandan tiksinir; onu katil olmaktan tiksindiren toplumsal yasalar değil, doğal yasalardır.