“Alexander’dan:
Kusur bulmamayı; ağızlarından başka bir dilden alınma ya da kurala aykırı yahut başka uyumsuz bir söz kaçıranları kınamamayı, yanıt verirken ya da bir şeyi pekiştirirken yahut söyleyişteyken çok konunun kendisini tartışırken kullanılması gereken en uygun terimi ustalıkla önermeyi ya da en biçimde uygun bir başka öneride bulunmayı öğrendim”
“Maximus’tan: Kendine egemen olmayı ve tam bir kararlılığı; her durumda, ama özellikle hastalıkta serinkanlı olmayı; ılımlılığı, yumuşaklıkla ağırbaşlılığın uyumlu bir karışımının belirlediği bir karakter örneğini; görevini yakınmaksızın yerine getirmeye her zaman hazır olmayı; ne düşünüyorsa tastamam onu söylemeyi ve bütün davranışlarının iyi niyetli olduğu konusunda herkeste güven uyandırmayı; şaşmamayı ve hoşgörüsüz olmamayı; hiçbir zaman aceleci olmamayı, ne kararsız, ne güvensiz, ne yenik, ne ansızın kahkahadan öfkeye ya da kuşkuya geçmeye hazır olmayı.
Cömertliğe, bağışlamaya, açıklığa eğilimli olmayı; zorla doğru yolda tutulan biri değil, doğruluktan ayrılmayan biri insan olduğu izlenimi vermeyi; hiç kimsenin onun tarafından küçümsendiğini ya da kendisinin ondan üstün olduğunu sanmamasına, ne de onun zayıf olduğunu düşünmesine yol açacak biçimde davranmamayı öğrendim”
“Bizim istediğimiz, başımızı sokacağımız bir ev ya da yiyecek ekmeğimizin olması değil,” diyor yoksullar, “bize onurumuzu geri versinler yeter. Bizim onlardan tek istediğimiz, bizden aldıklarını geri vermeleri: Hayatımız üzerinde söz sahibi olmak istiyoruz.”
“Mapocho Irmağı’nın kıyılarındaki halk pazarlarında şöyle bir dolaşırsanız ziyan edilen 19 milyar doların toplum yaşamında yol açtığı sonuçların acı gerçeğini gözlerinizle görürsünüz. Ekonomik mucize, üç beş zengini çok daha zengin, geri kalan Şililileri de çok daha yoksul hale getirdi.”