Latince bir deyiş var;
“Ignoramus et ignorabimus” anlamı, “Bilmiyoruz ve bilemeyeceğiz”
Bu ifade, bilimin ve insan aklının bazı konularda sınırları olduğunu vurgular. Emil du Bois-Reymond, 1872 yılında yaptığı bir konuşmada, bilimde bazı şeyleri asla bilemeyeceğimizi ve insan zekâsının belirli doğa yasalarını kavramakta yetersiz kalacağını söylemiştir. Özellikle şu iki büyük bilinmezden bahseder:
1. Maddenin ve enerjinin doğası – Evrenin en temel yapı taşlarını tam anlamıyla anlayıp anlayamayacağımız sorusu.
2. Bilinç ve düşüncenin kökeni – Zihnin nasıl çalıştığı ve maddeden nasıl ortaya çıktığı.
Bu görüş, bilimsel agnostisizmin bir örneğidir. Yani, bilimin bazı konuları açıklamada yetersiz kalabileceğini ve bazı soruların cevaplarının sonsuza kadar bilinmez kalacağını savunur.
Bu bağlamda, “Ignoramus et ignorabimus” ifadesi, bilginin mutlak olup olmadığı sorusunu düşündüren felsefi bir motto olarak kalmaya devam etmektedir.
…
E andando nel sole che abbaglia
sentire con triste meraviglia
com’è tutta la vita e il suo travaglio
in questo seguitare una muraglia
che ha in cima cocci aguzzi di bottiglia.
…
Ve göz kamaştıran güneşte yürürken
hüzünlü bir şaşkınlık içinde fark etmek
bütün hayatın ve çabasının
bu keskin cam kırıklarıyla kaplı
uzun bir duvar boyunca sürüp gittiğini.
Eugenio Montale
“İyi gelişmiş duygusal becerilere sahip kişiler yaşamlarını daha doyumlu ve etkili bir şekilde sürdürerek, kendi verimliliklerini besleyecek zihinsel alışkanlıkları edinebilir; duygusal hayatını bir şekilde kontrol altına alamayan kişiler ise, kendi içlerinde, işe odaklanıp açıkça düşünmelerini sağlayacak yetenekleri baltalayan savaşlar verir.”