Ve on iki-on dört saat boyunca, daha önce ve daha sonra hiç uyumadığım kadar ağır, derin bir uyku uyudum; öyle ki , o uykudan kalktığımda bir tabutta yatmanın, ölmenin ne demek olduğunu öğrenmiştim.
Ama dedim ya, her acı korkaktır, zihnimizde saklı olan bütün ölüm tutkusundan çok daha güçlü bir biçimde etimizde saklı olan o karşı konulamaz yaşama isteği karşısında geri çekilir.
Ve şunu korkuyla hissederim ki, daima iddiali bir dille ruh,zihin,duygu olarak nitelendirdiğimiz, acı dediğimiz şey aslında son derece zayıf, zavallı, yapış yapıştıe; çünkü bütün bunlar en üst seviyeye ulaştığında dahi ıstırap içindeki bedeni, eziyet çeken vücudu paramparça etmeyi başaramaz, çünkü düşüp ölmek ya da şimşek çarpmış bir ağaç gibi devrilmek yerine, akmaya devam eden kanımızla böyle zamanlara dayanırız.