Başımda ya da yüreğimde küçük bir şişlik büyüyordu sanki; bu evde görüp tanık olduğum her şey, kışın ağır ağır yol alan bir atlı araba katarı gibi gövdemin içinden beni çiğneyerek, ezerek, yok ederek geçip gidiyor gibiydi.
Her şey öylesine ilginçti, her şey beni öylesine geriyordu ki çevremdeki her şey yüreğimi sessizce, yorulmak bilmeden hüzünle dolduruyordu. Hüzün ve sevinç, insanların içinde yan yana, neredeyse birbirinden ayrılmayacak gibidir; fark edilmesi zor, akıl almaz bir hızla birbirlerinin yerini alırlar.
Alışkanlıklar, hırslar, bencillikler... Bu maddi bağlar, kör tutkular bizi tenimizden, aklımızdan, yüreğimizden, kursağımızdan yakalamış, sonu gelmez istekler, hiç doyurulamayacak açlıklarla ruhumuzu lanetlemiştir.