Kırmızı Pazartesi
"Herkes Santiago Nasar’ın öldürüleceğini biliyordu. Kendisi bile."
Spoiler içerebilir.
Gabriel Garcia Marquez bu kitapta bir cinayeti anlatıyor gibi görünse de aslında anlattığı şey, toplumun kolektif suçu, aynı zamanda yazarın kendi kasabasında yaşadığı bir olay. Namus adı altında işlenmiş, suçlunun gerçek olup olmadığı bilinmeden bir ağızdan çıkan isimle adımlanmış ve planlanılmış bir suç var.
Kitap boyunca “herkesin her şeyi bildiği” ama kimsenin harekete geçmediği bir atmosfere hapsediliyorsunuz. Zaten cinayetin olacağını en başta öğreniyoruz. Gerilim orada değil; asıl gerilim, bu kadar kesin bir sonuca rağmen hiçbir şeyin değişmemesinde. İnsan sinirleniyor, çaresiz hissediyor. Çünkü bu sadece kurgu değil; hâlâ etrafımızda yaşanan, yaşatılan bir şey bu.
Ben okurken hep şunu düşündüm: Sessiz kalmak da suçtur. “Bana dokunmayan yılan” zihniyetiyle yaşanan hayatlar, bir gün gelip masum birini yutar. Kitap kısa ama çok şey söylüyor. Dili sade ama etkisi ağır.
Kırmızı Pazartesi, adaletin sustuğu, törelerin konuştuğu bir toplumun, kendi elleriyle yazdığı bir cinayet senaryosudur. Ve sonunda Santiago değil, insanlık öldürülür.