Hayatın başı belli ama sonu belli değil. Her gün bize verilen yeni bir fırsat. Gün içindeki anlar da bize verilen yeni birer fırsat. Dolayısıyla biz bu anları nasıl değerlendiriyoruz, sadece
koşuyor muyuz, etrafımıza bakıyor muyuz, maziye bakıp istikbale dair bir projeksiyon geliştiriyor muyuz, bunu yaparken bize verilen değerler çerçevesi içinde kalmaya gayret gösteriyor muyuz?
Maneviyat ve din, insanın aidiyet sorununa köklü bir cevap sunuyor. Dolayısıyla, üyelerini onaylıyor, teyit ediyor. Çağımızın tedirgin insanı, özgürlük ve onaylanma arasındaki çelişkiyi yoğun bir biçimde yaşıyor ve Tanrı'yla kurduğu ilişkiyi dahi, özgürlüğünü yitirme korkusu adına, daha pragmatik bir düzlemde inşa ediyor. Böylece maneviyat onun hayatını dönüştürmüyor, sadece ruh üşümesini bir yere kadar iyileştiriyor ve reel dünyanın kazanç ve faydalarından vazgeçmesi icap etmiyor.
Modern insanın temel meselelerinden birisi de ölümle yüzleşememesi, "ölüme doğrudan bakamaması" dahası onu inkâr etmeye yönelmesidir. Bir tür beden oymacılığı olan kozmetik endüstri ve plastik cerrahi, ölümü durdurma saplantısından ekmek yemektedir. Ölümün inkârı giderek hayatın inkârına dönüşmekte, varoluşsal nevroz insan ruhunu yurt edinmektedir. Gaye yokluğu, modern tecrübeyle birlikte bir gulyabani gibi insanın yolunu kesmekte, hayat anlık hazların doyurulduğu bir ritüeller dizisi olarak algılanmaktadır. Böyle bir fidelikte mistik yönelişler kaçınılmazdır.
"Yirminci yüzyıl insanın temel sorunu nedir?" diye sorar Rollo May ve kendi sorusuna kendisi cevap verir: "Boşluk" insanlar neyi istediklerini ve neyi hissettiklerini bilmemektedirler.
Hayat çözülmesi gereken bir sorun değildir. Her gün alabildiğince akıllıca, olabildiğince bütün ve olabildiğince duyarlılıkla yaşanması gereken bir şeydir hayat. Katlanmamız gereken bir şeydir. Onun çözümü yoktur.