-spoiler-
Dünyaya kök salamamış bir karakterin kendine tutunacak toprak ararken hayattan daha da kopuşu resmedilmiş eserde. Bana kalırsa Werther'in asıl derdi imkansız bir aşkın pençesine düşmesi değil bir türlü sıyrılamadığı melankolikliğiydi. Deyim yerindeyse ölmeye yer arıyordu. Lotte'ye duyduğu aşk olmasa da kafasına sıkmaya değer bir sebep bulurdu muhtemelen.
Ancak kitabın benim için en vurucu kısmı finali değil "benim yazgım da mutlu etmem gereken insanları üzmekmiş" cümlesinin yer aldığı pasaj oldu. Bunun üzerine epey düşündüm; insanın, daha kendine bile yetemezken başkalarını memnun etme gayesiyle yanıp tutuşması acınası geldi gözüme. Diğer taraftan Albert gibi, intiharı zayıf ruhlara özgü görürken ardında bırakacağı insanları düşünmeden sadece kendi istek ve arzusuyla kalemini kırabilen Werther, yüce bir silüet olarak belirdi zihnimde.
Velhasılıkelam kendi içinde çelişkiler barındıran okurken beni de çıkmaza sokan bir karakterdi Werther. Yer yer "bir de bayıl istersen Werther" diye söylenerek bitirdim kitabı. Ancak öyle aman aman etkilendiğimi söyleyemem.