1. Olağan zamanlarda halkıyla iletişim halinde bulunan bir lider, herhangi bir krize karşılaştığında içine kapanır ve kararlarının sorgulanmaması adına, yönettiği kişilerden bilgi saklamaya başlar. Bu davranışının başka bir nedeni de, olası paniği engelleyerek toplumsal düzeni, dolayısıyla da otoritesinin sürmesini sağlamaktır.
2. Olağan şartlar da kurumsal bir çalışmanın parçası olduğunu düşünen lider, içe kapanması ve krizin yıpratıcı etkisiyle birlikte, yöneticiliği, kişisel bir yükümlülük olarak değerlendirmeye başlar. Bunun sonucunda da, o güne kadar, halkı için harcamış olduğu emek ve zamanı, bir fedakarlık olarak görür. Krizin uzamasıyla birlikte liderin içinde biriken bu fedakarlık duygusu, halkına karşı iltihaplı bir öfkeye dönüşür. O iltihabın, düşünce dünyasına sıçramasına neden olur. Bu da, 'nankör' halkına ayaküstü intikamları almasıyla sonuçlanır.
3. Ancak bir yandan da kriz sürmekte olduğu için, halk, tek kurtarıcı olarak gördüğü liderinin, bu yükselen otoriterliği ve intikamı andıran tepkilerini görmezden gelir.
4. Dolayısıyla, kriz, liderin ağladığı, bağırdığı, hakaret ettiği ve bütün travmalarının su yüzüne çıktığı, ancak ücretini halkın ödediği bir psikoterapi seansına dönüşür.
5. Kriz süresince, liderin halkıyla kurduğu ilişki, tatmin üzerine kurulu ve cinsellik temellidir. Halkın lideriyle kurduğu ilişkiyse, baba figürü eksenli, ailevi bir nitelik taşır. Dolayısıyla kriz hallerinde, lider - halk ilişkisi ensesttir. Yani doğası gereği bir skandaldır. 6. Liderin aşırı otoriterliğini meşru kılan kriz, alternatif bir güç kaynağıdır. Bu kaynaktan en verimli biçimde yararlanmak adına, liderin ülkesini, 'sürdürülebilir kriz' düzeyinde sabitlemesi şarttır. Bunun için yapılması gerekense, küçük iç çatışmalar yaratmaktır. İç savaşla iç çatışma arasındaki