Hoca Ubeydullah;
Yâd-ı Kerd, zikirde tekellüf, mübalâğayla ısrardan
ibarettir. Bâz-ı Keşt Allaha dönüş ve adını her anışta Allahı murad ediniștir. Nigâh-ı Dâşt, dille söylemeksizin Allaha dönüş halini muhafaza etmektir. Yâd-ı Dâșt ise Nigâh-ı Dâşt halini derinleştirmekten ve bilgiyle kullanmaktan ibaret..
Hoca Evliya-yı Kebir buyurdular.
⁃ Toplulukta yalnızlık şudur: Zikir insan öyle kaplayacak, insan kendisini zikre öyle verecek ki, en kalabalık ve şamatalı yere girse hiç bir şey işitemez olacak..
Şâh-ı Nakşibend;
Bu yolda terakkinin temeli nefes üzerindedir Her nefeste hâle bakmalı ve mâzi ile istikbâli düşünmekten uzak kalmamalı.. Nefesin giriş ve çıkışında iki nefes arasını öyle
muhafaza etmelidir ki, hiç biri vücuda gafletle girip vücuttan gafletle çıkmasın.
Șeyh Necmeddin Kubrâ ise meşhur risalesinde nefes sırrını şöyle anlatıyor:
Allahı zat ismi <hâ-he> harfinden ibaret olup başındaki <elif> ve <lâm> harfleri tarif edatıdir. Işte her nefeste bu harf ve isim cereyan eder. Sahibi ister farkında olsun, ister olmasın. O șey ki, içinde o isim cereyan etmez, hayata müstehak değildir. Șu halde bütün canlıların nefes als ve verişleri, bilen ve bilmeyen için hep o isimlerdir. Maarifet yolcusuna düşen borç ise bu inceliği bilmek ve her nefeste Allah ile olarak huzuru elde tutmaktır.