Ramses

Onlar da İsveç’te birçok ilerici çift gibi aralarında sadakat sözleşmesi yapmış, karne taşımaya karar vermişlerdi. İkisinden biri bir başkasıyla beraber olursa hemen karnesine seviştiği kişinin adı, doktoru, adresini kaydediyor, böylece herhangi bir cinsel hastalığın sıçrayıp kamusal tehlike haline dönüşmesine de set çekiliyordu.
Reklam
Bugün okullarda 11-12 yaşında kızlara, erkeğin pipisine nasıl prezervatif takacakları öğretiliyor, erkek ve kız çocukları bu işin dersini, yani cinsel ilişki metotlarını, eşitlik içinde öğreniyor. Gerçi toplumun belirli kesimlerinde bu gelişmenin istenmeyen gebeliklere, ergenlik çağında intiharlara ve cinsel hastalıklara neden olduğunu ileri sürenler yok değil; ama, “çağdaş ilerici görüş” cinsel eşitlikten, çifte standartların kalkmasından yana.
Bir zamanlar kadının biyolojisinden ötürü bazı işlere, mesleklere yatkın olmadığı, hattâ genel olarak erkekten daha zayıf olduğu yetkin çevrelerce ileri sürülürken, yeni araştırmalar erkeğin de sanıldığı kadar ahım şahım güçlü bir yapıya sahip olmadığını gösteriyor. Yüzyıllardır kendini erkeğin esiri gibi görmeye mahkûm edilen, erkeğinden şefkat ve anlayış bekleyen kadın, artık giderek kendine güvenen, güçlü bir varlık olma yolunda.
Yoksa daha düne kadar İskandinav ülkelerinde, örneğin Norveç’te mastürbasyona “seksin en sağlıklı biçimi” olarak bakılırken, İsveçliler de “Att runka ar harligt” (mastürbasyon güzel şeydir) diyordu.
Halbuki, “Otuzbir çekme, yüzünde sivilce çıkar! Cüce kalır, cehennemde diri diri yanarsın,” safsatası bitmeye yüz tutmuştu. Psikologların mastürbasyonun normalliğini, ne kadar sağlıklı olduğunu vurgulaması, AIDS korkusu ve feministlerden ürktüklerinden ötürü mastürbasyonu cinsel ilişkiye tercih eden erkekler de son yıllarda bir hayli çoğaldı.
Reklam