Yokluğunu gizlemeye mecbur birinin öfkesi her zaman ruhun derinliklerinde ölme isteminin yanıbaşında durur da, herkes bunu yaşamaya susamışlık olarak anlar. Yok sayılan, yok saymayı öğrenir. Buna kendi hayatı da dahildir. İntihar bir hayata küsmüşlük değil, yaşamaya doymamışlıktır. Toplum, savunma güdüsüyle intihar edenin öfkesini çarpıtır. Bu yolla yok saydıklarının günahını boynundan silkip atar. İntihar da hiç kimsenin yan yana düşünemeyeceği devrim kadar öfke doludur. Biri şiddeti kendine doğrultur, diğeri topluma. İkisi de çaresizlerin çaresidir.