Sonra belki içimdekini kağıda dökmek bana bir çeşit ferahlık verir. Mesela şu sıralar çok eski bir hatıra beni son derece bunaltıyor. Geçen gün kafamda bütün açıklığıyla canlanıverdi ve o zamandan beri de insanın yakasına yapışıp bir türlü aklından gitmeyen hüzünlü bir musiki nağmesi gibi adamakıllı rahatsız etmeye başladı. Halbuki ondan kurtulmam lazım. Buna benzer yüzlerce hatıram var; zaman zaman bunlardan biri durup dururken canlanıp beni ezmeye başlıyor. Nedense yazmakla onu defedeceğime inanıyorum. Denemekten ne çıkar sanki.
"Özlemek ne zor kelime" diyor şair. Özlememek daha zor, diyorum âcizane. Hiçbir şey yaşamamış gibiyim. Her şeyi bir fincan çay içerken hatırlarım belki. Aslında ne şair haklı ne ben.
Va'dedilen ülkelerin verilmemesi zor. Ama va'dedilen ülkelerin va'dedilen ülke olmadığını fark etmek, bu daha zor.
Yitirilmiş yaşamların arkasından yitip gidiyoruz işte.
Senle de sensiz olmayan ey şehir!
Senin için ne kadar çok acı çektim.
Karşılığını istemezdim. Bilsen, bununla yetinebilirdim.
Ama bilmedin. Şimdi ne yapacağım ben?