Birkaç Günde Yok Olabilecek Şeylere Neden Bir Ömür Veriyoruz
Puan vermedi·72 syf.··
2026 2. kitabı
Kızıl Veba'yı okuduktan sonra çıkardıklarım İnsanlar hayatlarını para, statü, kariyer, makam ve günlük kaygılar etrafında kuruyor. Çoğumuz sahip olduklarımızın kalıcı olduğunu varsayıyor, sanki kurduğumuz düzen hiç bozulmayacakmış gibi yaşıyoruz. Oysa Jack London'ın anlattığı dünyada her şey sadece birkaç gün içinde değişiyor. Şehirler, kurumlar, yasalar, zenginlikler, unvanlar ve insanların büyük önem verdiği bütün o şeyler bir anda anlamını yitiriyor. Geriye sadece hayatta kalmaya çalışan insanlar kalıyor. Bu noktada kitap çok rahatsız edici bir soru soruyor: Bugün uğruna stres yaptığımız şeylerin kaçı gerçekten kalıcı? Belki de uygarlık sandığımız kadar güçlü değil. Belki de bizi "uygar" yapan gökdelenler, teknolojiler veya makamlar değil; bilgi, kültür ve onları gelecek nesillere aktarabilme yeteneğimizdir. Kızıl Veba'nın asıl felaketi salgın olmayabilir. Asıl felaket, insanların yüzyıllar boyunca oluşturduğu bilgi birikiminin, kültürün ve ortak hafızanın yok olmasıdır. Tarih bize aynı gerçeği tekrar tekrar hatırlatıyor: Güç geçer, zenginlik geçer, insanlar geçer, hatta uygarlıklar bile geçer. Belki de bu yüzden kendimize şu soruyu sormalıyız: Bir gün yok olabilecek şeyler için mi yaşıyoruz, yoksa bizden sonra da değerini koruyacak şeyler için mi?
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
rukiyesuna.blogspot.com/2026/05/ruya-y-... ( Nacizane altı yıl önce yazmış olduğum Yusuf Şiiri)
Reklam
Gönül Köprüsü
Kainatın varoluş sırrını muhtevi olan o meşhur kelam-ı kibarda, "Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl?" denilerek ifşa edilen ezeli sır muktezasıyla
Duygu ve Düşünce
Şeyhim Ali Mersifi (Rahimehullah) derdi ki: "Şayet müridin şeyhine olan edebi onda makam haline gelmişse ve şeyhine bakmak ona saygısızlık içermiyorsa, bilakis şeyhine şifa niyetiyle (veya onun rabıtasını yakalama maksadıyla) bakıyorsa bunda bir beis yoktur. Bazı âlimler, korunmak niyetiyle üzerinde ayetler yazan muskaları taşımaya fetva vermişlerdir. Çünkü burada Kur'an'a hakaret değil, bereket niyeti güdülmüştür. Bu da ona benzemektedir.
Sayfa 304 - Yasin Yayınevi, 2. Baskı, 2013·Kitabı okudu
Tasavvuf
Başka bir kötü âdetimiz de liyâkati, ehliyeti, emeği olmadan hak etmediğini istemektir. Hiçbir vasfı olmayanlar yüksek maaşlı makâmlara göz dikerler. Hakkı olmayanı elde etmek için birçok kısayollar kullanırlar. Torpil, rüşvet, yalan, şişirme özgeçmişler, rakiplerini karalama, hatta iftira vb. Aslında çoğumuzda bitmek bilmeyen bir güç ve makâm sevgisi var. Bize göre bir insanın değeri ne ve nasıl olduğunda değil, hangi koltukta oturduğuna bağlı. Bu sebepten başka kılıflara bürünse de maddiyatçılık bizdeki başka bir kötü âdettir. Paralı pullu kadrolar araştırılır, bir kısayol üzerinden o kadrolara kapak atmak için uğraş verilir. Aynı adam böyle bir çabayı ilim öğrenirken, mesleğini geliştirirken, daha iyi bir insan olmaya çalışırken göstermez. Hak etmediğine ulaşma hırsı yüzünden herkeste bir acelecilik vardır. İşe yeni girmiş genç memur daha birinci gün müdür olmak için kulislere girişir. Tanıdıklarını, tanıdığının tanıdıklarını, hemşehrilerini, okuldaşlarını araya koyar. Sonra da toplumdaki adâletsizlikten şikâyet eder. Bu kötü âdetlere daha birçoğunu ekleyebiliriz. Ama işin özü şu: Şikayet ettiğimiz şeylerden daha büyük derdimiz hepimizde görülen şikayetçilik, bahanecilik, acelecilik ve hak etmediğinin peşinde koşmaktır. Biz kötü âdetlerimizi terk edip; siyasette, ticarette, evde, sokakta, dükkânda, yolda, okulda, yazmada, çizmede Allah ve Resülünün (sav) gösterdiği güzel ahläkı elde etmedikçe ne derdimiz, ne de dertlerden şikâyetimiz biter.
Sayfa 233·Kitabı okudu
Reklam
Reklam