Başka bir kötü âdetimiz de liyâkati, ehliyeti, emeği olmadan hak etmediğini istemektir. Hiçbir vasfı olmayanlar yüksek maaşlı makâmlara göz dikerler. Hakkı olmayanı elde etmek için birçok kısayollar kullanırlar. Torpil, rüşvet, yalan, şişirme özgeçmişler, rakiplerini karalama, hatta iftira vb.
Aslında çoğumuzda bitmek bilmeyen bir güç ve makâm sevgisi var. Bize göre bir insanın değeri ne ve nasıl olduğunda değil, hangi koltukta oturduğuna bağlı.
Bu sebepten başka kılıflara bürünse de maddiyatçılık bizdeki başka bir kötü âdettir. Paralı pullu kadrolar araştırılır, bir kısayol üzerinden o kadrolara kapak atmak için uğraş verilir.
Aynı adam böyle bir çabayı ilim öğrenirken, mesleğini geliştirirken, daha iyi bir insan olmaya çalışırken göstermez.
Hak etmediğine ulaşma hırsı yüzünden herkeste bir acelecilik vardır. İşe yeni girmiş genç memur daha birinci gün müdür olmak için kulislere girişir. Tanıdıklarını, tanıdığının tanıdıklarını, hemşehrilerini, okuldaşlarını araya koyar. Sonra da toplumdaki adâletsizlikten şikâyet eder.
Bu kötü âdetlere daha birçoğunu ekleyebiliriz. Ama işin özü şu:
Şikayet ettiğimiz şeylerden daha büyük derdimiz hepimizde görülen şikayetçilik, bahanecilik, acelecilik ve hak etmediğinin peşinde koşmaktır.
Biz kötü âdetlerimizi terk edip; siyasette, ticarette, evde, sokakta, dükkânda, yolda, okulda, yazmada, çizmede Allah ve Resülünün (sav) gösterdiği güzel ahläkı elde etmedikçe ne derdimiz, ne de dertlerden şikâyetimiz biter.