Kitabı okumaya niyetlendiğimde bu denli sürükleyici bir kitapla karışacağımı tahmin etmiyordum, nihayetinde tarihi romandı. Adeta bir film şeridi gibi akıp gidiyor sayfalar. Her şeye yeteri kadar yer ayrılmış, bu nedenle sıkıcı betimlemeler ve olay anlatılarından uzak.
Kitabın içeriğine dönersem. Türker, Hıristiyanlar ve Moğollar üçgenindeki çekişmelere sahne olan Anadolu toprakları; Osman, Mihal ve Marko Polo üçlüsüyle ustaca bir şekilde tasvir edilmiş. Selçuklunun çürümüşlüğü, Moğolların barbarlığı, Haçlıların ahlaksızlığı, Kayıların karşılaştığı zorluklar, Haşhaşilerin sinsiliği, Anadolu'nun güvensiz ortamı... Bütün bu olumsuzluklara rağmen adeta kadrelen gibi açan Şeyh Edebali dergahı ve onun tedrisinden geçen Osman...
Romandan tarih öğrenilmez ama bir akademik kitaptan çok daha fazla şuur aşılabilir roman. Bu nedenle tavsiye edebileceğim ve okuyanın da muhtemelen pişman olmayacağı eserler arasında.
Batılı metotları, başarıyla kullanabilen, Batı modernliği vakıasının bizim toplumlarımıza ve kültürlerimize yönelik uyguladığı uygulamaları eleştirebilen, aynı zamanda kendi manevi ve medeni yapısını savunabilme kudretine sahip Müslüman düşünürlere şiddetli ihtiyaç vardır.