Allah Rasulü' nün(sav) bağrına basarak "Bunlar benim dünya reyhanlarım!" dediği, minik kollarıyla kendini kucaklattırdığı ve;
( حسين مني وأنا من حسين؛ أحب الله من أحب حسينا… )
"Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'den. Hüseyin'i seveni Allah da sevsin...." buyurarak duygularını dile getirdiği küçücük Hüseyin, şimdi yarım astı geride bırakmış, salah ve takvası, edeb ve terbiyesi, cesaret ve cömertliği, olgunluğu ve sima güzelligi ile insanların gönlünde taht kurmuştu.
Ne varki acı bir imtihanın basamaklarını çıkmak üzereydi. Annesi Fatıma’yı kaybedeli çok olmuştu. Onu hayal gibi hatırlıyordu. Babası yiğit Ali' yi haince bir saldırı ile, cok geçmeden sevgili ağabeyi Hasan'ı da bir başka hıyanetle kaybetmişti. Şimdi sevenlerinin arasındaydı. Ancak huzurlu değildi, tedirgindi.
Mahkemede hâkim bile tarafsız değildir, olmamalıdır.
O haktan yana olmak zorundadır. Eşit muamelede bulunmak, eşit söz ve savunma hakkı vermek tarafsızlık değil, adaletin gereğidir. Hakim tarafsız değil âdil olmalıdır.
Allah Rasûlü'nden ve yolundan tarafız. Onun yolunun yolcusuyuz. Bunun için de ehl-i sünnetiz. Hz. Ali'den tarafız. Çünkü davasında haklı olduğuna inanıyoruz. Hz.
Hüseyin'den tarafız. Çünkü hem faziletine, hem de zulme
uğradığına inanıyoruz. Kerbela'da şehidliği hayata tercih edenlerden tarafız, çünkü samimiyetlerine, samimiyetlerini kanlarıyla Kerbela topraklarına yazdıklarına, tarihe miras bıraktıklarına inanıyoruz.
Kerbela'da Hz. Hüseyin'in karşısında olmayı düşünen tek bir sünnînin bile olabilecegini düşünmüyoruz. Nasıl ehl-i sünnete mal edildiğine de şaşıyoruz.
İktidar hırsının sebep olduğu bir hadisenin, nasıl iktidar hırsı saldırganlığından çıkarılıp da ehl-i sünnetin inancının bir neticesi haline dönüştürüldüğünü anlamak müm-kün değildir?
Hanefì mezhebi ilim silsilesinde yer alan İbrahim en-Nehai gibi; "O devirde yaşasaydım, Hz. Ali'nin yanında yer alırdım," diyen veya bu duyguyu taşıyan sayısız sünni vardır.