İlk dönem büyük limlerinden imâm-ı Şafii ve
imâm-i Azam Ebû Hanîfe'nin de kendi düşünceleri
için söylediklerini Bediüzzaman da kendi eserleri
için şu şekilde ifade etmektedir: "... siz mihenge
vurmadan almayınız. ... Hatta benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamâmını kabûl etmeyiniz. ... Öyle ise her söylenen
sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size
söylediğim sözler hayâlin elinde kalsın, mihenge
vurunuz. Eger altın çıktı ise kalbde saklayınız.
Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduâyı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz." Şüphesiz burada Üstâdin sözünü ettiği mihenk Allah’ın kelamı ve sünnetten başkası değildir.
Gerek bu eserleri okurken gerekse de Kur’an-ı Kerim dışındaki bütün kitapları okurken Bediüzzaman Said Nursinin şu ihtarı dâima göz önünde
bulundurulmalıdır. "Aziz kardeşlerim! Üstadınız
lâyuhti degil. Onu hatasız zannetmek hatadır.
Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye
zarar vermez. Bir hazînede silik para bulunmak-la, hazineyi kıymetten düşürtmez.", "Bâki bir
hakikat, fâni şahsiyetler üstüne bina edilmez.
Edilse, hakikata zulümdür. Her cihetle kemâl-de ve devâmda bulunan bir vazife, çürümeye
ve çürütülmeye maruz ve mübtela şahsiyetlerle
bağlanmaz; bağlansa, vazifeye ehemmiyetli zarardır."