Mehmet Y., bir alıntı ekledi.
18 May 17:57 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Aytmatov'un mito-poetiğini kuran üç temel unsur vardır; bunlardan ilki, Manas Destanı başta olmak üzere Kırgız kültürünün binlerce yıllık sözlü geleneği ( masallar, efsaneler, türküler, inanmalar ); ikincisi, Rusça aracılığıyla tanıdığı Rus ve dünya yazarlarının eserleri ( Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin vs. ); üçüncüsü ise yazma yeteneği ile doğmuş, bu büyün potansiyeli akademik anlamda yönlendiren, biçimlendiren Gorki Edebiyat Enstitüsü ve orada aldığı yüksek yaratıcı yazarlık dersleridir.

Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 18 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)Cengiz Aytmatov (Büyük Boy), Ramazan Korkmaz (Sayfa 18 - T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı)
Saniye SAFKAN, Gün Olur Asra Bedel'i inceledi.
 02 Nis 23:05 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Mankurtlaşmak mı? Kültürümüzü korumak mı?

Asra bedel günler yaşadığımız bir zamanda bu incelemeyi yapmak istedim. Bugün biraz karamsarlık var üzerimde çünkü. Kültürümüz adına...

Tarihinden birhaber[edilmek de isteniyor], otobüslerde engelli taklidi(!) yapan gençler, sırtına bayrak asıp bayrağın ruhunu taşımayan primsever "laykçı!" kaybolmuş bir nesil... Televizyon zaten düşman; aile kavramına dizilerle, herkesin birbirini para için hırpaladığı yarışmalarla saldırıyor. Şehit haberleri varken bir iki gün kara giysi giyen sonra yine ışıltılı elbiselerle ışıltılı dünyalarına! dalan sanatçı bozuntularını da es geçmeyelim. Sonra askerimize moral verdiler, bir iki sahtelik akan poz verdiler diye kendilerini mankurt olmadık zannetmesinler!

İşte Gün Olur Asra Bedel bana tam olarak bu asrı bu günleri düşündürüyor. Mankurtlaşıyoruz çünkü günden güne. Hem de kafamıza deve derisi geçirilmeden, bence kendi elimizle, kendi boşvermişliğimizle, bize ait her duygunun içini boşaltarak mankurtlaşıyoruz.

Oysa bizim deve derisi ile işkence görmemiş, okumuş ama yine de mankurt olmuş, kendi babasının cenazesine dahi saygısı olmayan  Sabitcanlara ihtiyacımız yok. Bizim Kırgız asıllı olduğu hâlde uzay üssünde Yedigey'e "Rusça konuş yoldaş!" diyen nöbetçi subaylara da ihtiyacımız yok. Bizim kültürüne, tarihine  hem de dostuna sadık Yedigeylere, iftirayla istifa etmek zorunda kaldığı hâlde devletine küsmeyip, zor şartlar altında bile kaleme sarılan aydın tipin simgesi Abutaliplere ihtiyacımız var.

Kitabı henüz okumayanlar için dipçe:

Kitap Yedigey'in gözünden ona asra bedel gibi gelen bir günde geçiyor. Yedigey dostu Kazangap'ın cenazesini Ana Beyit'e götürmek istiyor, yola çıkıyor. Bu yolda biz Yegidey'in zihninden bu mankurtlaşmış ve mankurtlaşmadan özünü korumuş kişileri tanıyoruz.

Yedigey'in Kazangap' ın cenazesini götürmeye çalıştığı Ana Beyit'e Ruslar tarafından  yapılan uzay üssünden de bahsettiği için zaman, çift katmanlı ilerliyor romanda. Bahsedilen uzay üssünün geçtiği kısımları karışık bulup kitabı yarım bırakmayın ne olur. Çünkü Gün Olur Asra Bedel bize, kökeni Manas Destanı'na uzanan mankurtluk kavramı üzerinden bilinçsizlik, kendi toplumuna yabancılaşma ve bunun doğuracağı sonuçları sezdiriyor.

(...)"Bir insan başkalarına en büyük iyiliği, ailesinde iyi çocuklar yetiştirmekle yapabilirdi." (...)

Bu, benim en çok sevdiğim ifade kitaptan. Herkes kendi kapısının önünü süpürsün meselesi yani. Önce aileden başlayacağız korumaya kültürümüzü ki doğudan batıya batıdan doğuya gidip gelen trenleri kaçırmayalım değil mi? Demir ağlarla örülü vatanımızda, efendisinden başkasını tanımayan mankurt kimseler olarak dolaşmak da istemeyiz.

Bana katıldığınızı varsayıyorum ve Aytmatov'un kendi yaşamından da izler taşıyan bu romanını kesinlikle okuyun diyorum. Bir de ricam var sizden: Öneri de bulunuyorsanız özellikle lise çağındaki gençlerimize, kitap hakkında ön araştırma yaparak-karışık gelmemesi için- bu kitabı okumalarını tavsiye eder misiniz okuduktan sonra?

Ne uzun cümleler kurdum yahu ^-^

Sadık Cemre Kocak, bir alıntı ekledi.
12 Oca 16:12 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

manas destanı
Görülüyor ki bu destanda Türk destanlarının müşterek motifleri var: Esas kahramanlıktır. Kahramanların en büyük yardımcıları attır. Kadın, erkekle müsavidir ve erkeğin vefakâr arkadaşıdır. O, erkeğine daima iyi öğütler verir ve onun öğüdünü dinlememek bazan insanı ölüme kadar götürür.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız

Hint kültürününü mistik, edebi, felsefi, bilimsel zenginliğini yansıtan neredeyse yüz bin beyitten oluştuğu anlatılan Büyük Destanı Mahabharata'nın belki de en önemli  bölümü diye tanımlanır Bhagavad Gita.

Efsaneye göre Kuru Krallığı'nın yasal varisleri olan kuzenleri tarafından hilelerle saf dışı bırakılmış prensler olan Pandavaların kendi hakları için verdikleri savaşı konu almaktadır.

Savaş kaçınılmaz olup, taraflar savaş meydanında karşı karşıya geldiklerinde, savaşın başlatılabilmesi için bir Hint geleneği sözkonusu olur. Buna göre herkes tarafından en iyi ve en güçlü savaşçı olan Arjuna, okunu karşı tarafa fırlatmalı ve savaşı başlatmalıdır.

Arjuna, karşı tarafın askeri yerleşimini daha iyi görebilmek amacıyla, arabasını, sürücüsü ve bilge Krişna ile birlikte savaş meydanının ortasına doğru sürer. Meydanın ortasına gelirler.  Arjuna okunu yayına takıp savaşı başlatmak üzereyken, iki orduda da amcalar, dayılar, dedeler, hocalar, kuzenler, oğullar, yoldaşlar, kayınpederler ve iyiliksever insanları görüp düşüncelere dalar ve oku atıp, savaşı başlatamaz.

Arjuna, Krişna'ya: "Tüm bu yakınlarımı böyle silahlanmış, savaşa istekli görünce kollarım düşüyor, ağzım kuruyor, titriyorum, tüylerim diken diken oluyor. Yayım elimden kayıyor, alev alev yanıyorum. Ayakta duramıyorum. Başım dönüyor. Kötü alametler görüyorum. Savaşta yakınlarımı öldürmenin nasıl bir üstünlük sağlayacağını da göremiyorum. Çünkü benim istediğim zafer değil. Krallık da değil, zevk de. Uğrunda krallığı, mutluluğu ve zevkleri istediğimiz kişiler burada savaştalar ve hayatı, zenginlikleri terk ediyorlar. Krallık için bile olsa, kendim ölsem dahi, onları öldürmek istemezken, yeryüzü krallığı için bunu nasıl yaparım."

Krişna, Arjuna'ya: "Sözlerin bilgece görünse de sen üzülmemen gerekenler için üzülüyorsun. Bilgeler ne yaşayanlar ne de ölüler için üzülürler. Çünkü ne senin ne de burada toplanmış bu asil kimselerin var olmadığı bir zaman hiç olmayacak. Soğuğu ve sıcağı, zevki ve acıyı veren maddeyle birliktelik geçicidir, gelir ve gider. Bunlara cesurca katlan. Gerçek olmayanın varlığı yoktur, gerçek olansa hep vardır. Şeylerin özünü gören, ikisinin de gerçeğini algılamış demektir. Sonsuz olan, yok edilemez ve ölçülemez olan Bir'in bedenleridir. Bu yüzden, savaş!".

Böyle başlar ve çok uzun süre Arjuna ve Krişna arasında geçen diyaloglara tanık oluruz. Aslında eserde diyaloglarda geçen öğretiler; Arjuna, yani kendisini tanımak ve potansiyellerini keşfederek daha iyi bir insana dönüşmek isteyen bilgelik adayının kendi iç sesiyle konuşmaları ya da hesaplaşmasıdır. Aslında karmaşık olmayan ama insanın ruhsal arayışında sorduğu sorular ve mücadele ettiği açmazlar için gerçek cevaplar ve çözümler konusunda bizlere bir takım değerli fikirleri ve kavramları sağlamak üzere okunabilecek bir kitap aynı zamanda.

Bu arada başka bir kavramdan daha bahsetmek doğru olacak, Hint felsefesi insanı şematize ederken yedi aşamalı bir şemada göstermiştir. Altta dört katlı kare bir bina, üstte ise üç katlı üçgen bir çatı vardır.

Hint felsefesine göre alttaki dört katlı kare yapının en altında fizik beden vardır, ki mineral dünyaya eştir. Yani insanın hareket etmeyen katı yapısı tıpkı doğadaki maden ve mineraller gibi, kimyasal yapısıdır. İkinci katta fizik beden bulunur, ki bu beden bitki dünyasına denk gelir. Bitkinin yaşamı, var olmasına olanak veren rutin ve kendiliğinden hareketlerle gerçekleşir, insanda ise bu nefes, kalp atışı gibi refleks hareketlere eştir. Üçüncü katta hayvana denk gelen duygu dünyası vardır, ki insanın fenomenlerini oluşturur ve duygular arası salınım gerçekleşir. Dördüncü kat insanın kendine ait olan somut düşünce katıdır, ki sınırlı akıl olarak kendisini gösterir; sınırlı olan ise bütünü idrak edemediğinden, bencildir.

İlk dört katın sonuna kadar” diyor Hint Felsefesi “insan, kama manas’tır” yani erdemli, ilkeleriyle yaşayan, içindeki tanrısallığa dokunabilmiş değildir.

Yukarıdaki üç katlı üçgene çıkmak lakin, zordur; çünkü arada sembolik bir boşluk vardır. O Boşluk’ta insan aşağıya çekilmekle yukarıya yükselmek arasında debelenir durur.

“Ah, at okunu Arjuna, akrabalarına!”

İnsan kendisiymiş sandığı kama manas’ı; yani tüm alışkanlıklarını, kendisine ailesi, akrabası gibi yapışmış başkalarının yarattığı duygu dünyasından farkına varmadıkça, kendinden kurtulamadıkça der Hint felsefesi, insan, manas yani Kamil olamaz. İlk dörtlüde kalmış insan toplumun aynasıdır;  toplum neyi talep veya dikte ediyorsa, odur ama kendisi değildir. Ünlü ezoterik Hint öyküsü Bgahavad Gita, insanın alt dörtlü ile üst üçlü arasındaki savaşını anlatır. Arjuna, alt ile üst arasında, okunu atan kişi rolündedir. 

Aynı öykü der ki, aşağıdaki dört kat kişilik, üstteki üç kat süvari gibidir; birey olan; yani manas, at gibi olan kişiliğin; yani Kama Manas’ın üzerinde ilerlerken, süvari gibi ona hükmeder. Eğer birey; yani manas, olamamış ve kama manas kalmışsa insan, at onu nereye isterse oraya götürür…

“Ah, at okunu akrabalarına ki, hafifle seni dünyevi olana bağlayandan, yüksel  göksel olan Sen’e ve içindeki Tanrısal öze…”

Eğer Arjuna oku yukarıya atmışsa, insan üç katlı üçgene çıkmaya başlar. Bu üç katlı üçgenin ilk katında saf zihin vardır ki, buna Hint felsefesi kahramanın zihni der. Burada erdemlere; yani zamanla değişmeyen ilkelere sahip manas vardır. Bu kişi adaletlidir, dürüsttür, cömerttir, topluma ne verebilirim sorusuyla hareket eder, sabırlıdır, hoşgörülüdür, mütevazidir. 

Üçgenin ikinci katı sezgisel zihindir ki, buna dehaların zihni de denir. Burası ilhamlar alan ve bunu içinde bulunduğu toplumla paylaşan insana denk gelir. En tepeye Hint Felsefesi saf irade der ki, bu insanın içindeki tanrısallığın makamıdır.

İlk dört kat arzu zihindir ki, insanı kısıtlı hesaplamalar, beklentiler ve duyguları arasında sallar durur. Son üst kat saf zihindir ki, bu zihinle yapılan her şey evrensel olanla uyumlu ve karşılıksızlık içinde bireyi özgürleştiren eylemlerdir.

Tipik bir savaş destanı ve meydanda yer alan iki savaşçının konuşmaları gibi okunduğunda çok da fazla anlam yüklenemeyen bu efsane roman, yukarıda bahsedilen bakış açısı ile okunduğunda lezzetli bir biçime dönüşüveriyor...

elifimmm, Manas Destanı'ı inceledi.
17 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 23 günde · Beğendi · Puan vermedi

Manas'ın Destanı ile başlayan kitap, oğlu Semetey'in destanına, ondan sonra da torunu Seytek'in hayatı ile devam ediyor. Kitabı okurken yok artık diyebileceğim şeyler de okudum. Acaba gerçekten var mıydı böyle şeyler diye düşündüm. Olabilir de olmayabilir de; kim bilir..

Destansı tadıyla ilerleyen anlamını bilmediğimiz kelimelerin kullanımıyla okumaya çalıştığım bu kitaptan yer yer çok sıkıldıysam da sonunda bitirdim. (Bazı kelimelerin açıklamaları yazıyordu arkasında)

Manas alpı merak etmedim değil, destanlarını konu alan bir film var mıdır, bir bakmak lazım.

Dünya Edebiyatına Dair Mutlaka Bilmeniz Gereken 16 Önemli İlk Eser.( ALINTI).
Edebiyat tarihine baktığımız zaman pek çok önemli eseri bünyesinde barındırdığını görürüz. Romanların, öykülerin, şiirlerin ve oyunların yazınsal çalışmaları tıpkı hayat gibi bir süreç içerisinde gelişip ilerlemiştir. Her bir türün günümüzdeki birikimi, aslında o türün ilk zamanlarına dair ipuçlarını da beraberinde getirir. Temeldeki mantığın sürekliliği, edebi türlerin asıl ayrımını ortaya koyduğu gibi türler arasındaki bağı da biçimsel olarak şekillendirmiştir.
İlk eserler önemlidir. Ortaya çıkışları ve taşıdıkları hikâyeler de aynı oranda önem taşımaktadır. Böylece dönemin şartları ve o şartların ağlandığı politik-toplumsal yapı anlaşılabilir ve pek çok sonuca ulaşılabilir.
1. İlk hikâye yazarı Giovanni Boccaccio’dur. İlk eseri ise Decameron olarak bilinir. 1348 yılında Avrupa’da meydana gelen veba salgınından etkilenen yazar, tanık olduğu olayları ve salgın günlerinde yaşananları kaleme almıştır.

2. Komedya türünün ilk yazarı olan Aristofanes, MÖ 456-MÖ 386 yılları arasında yaşamıştır ve Lysistrata, Kuşlar, Eşek Arıları gibi oyunları günümüze kadar ulaşmıştır.

3. Deneme türünün kurucusu Montaigne’dir. 1553-1592 yılları arasında Fransa’da yaşayan yazar, denemelerinde sevgiyi, anlayışı, özgürlüğü ve iyimserliği öğütleyen bir anlayışla var olmuştur.

4. İlk modern roman olarak kabul edilen Don Kişot, Cervantes tarafından 1605 ve 1615 yıllarında iki bölüm halinde yayınlanmıştır.

5. İlk çizgi macera hikâyesi Dick Tracy, karikatürist Chester Gould tarafından yaratılmıştır ve ayrıca filme de uyarlanmıştır.

6. Manas Destanı, en uzun destan olarak bilinmektedir ve ilk derlemesi Türkolog Wilhelm Radloff tarafından yapılmıştır.

7. Aphra Behn, İngiltere’nin ilk kadın oyun yazarıdır ve pek çok oyun kaleme almıştır. Virginia Woolf, kendisiyle ilgili şu sözleri söylemiştir; “Bütün kadınların birleşerek Aphra Behn’in mezarına çiçek bırakması gerekir, zira kadınlara inandıkları şeyi söyleme hakkını kazandıran odur.”

8. Dünyadaki ilk kitap fuarı 1480 yılında Frankfurt’ta düzenlemiştir.

9. Dünya tarihinde bilinen ilk kadın oyun yazarı Hrosvitha’dır. Yaşamı boyunca altı Latince komedi kaleme aldığı bilinmektedir.

10. İlk polisiye hikâye Morgue Sokağı Cinayetleri, Edgar Allen Poe tarafından 1841 yılında kaleme alınmıştır.

11. Bilinen ilk aşk şiiri, Sümerli bir rahibe tarafından Kral Suşin’e yazılmıştır ve yedi kıtadan oluşmaktadır.

12. İlk gotik roman Horace Walpole tarafından 1764 yılında yayımlanan Otrano Şatosu’dur.

13. Dünyada yazılmış ilk bilimkurgu, Samsatlı Lukianos tarafından True History adıyla yazılmıştır.

14. Yazılan en kapsamlı ilk ansiklopedi Gaius Plinius Secundus tarafından Naturalis Historia adıyla derlenmiştir ve toplam 37 kitaptan oluşmaktadır.

15. İlk biyografi yazarı Plutarkhos olarak bilinmektedir ve günümüze ulaşan eseri Paralel Yaşamlar’dır.

16. Yazılmış ilk psikolojik roman Madame de Lafayette tarafından Prenses Dö Klev adıyla yayımlanmıştır.

Sadık Cemre Kocak, bir alıntı ekledi.
15 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Destanlarımız
I- Şamanist Asya Türk Destanları
A- Saka (ŞU) destanı.
B- Alp Er Tunga destanı. (Afrasiyab destanı)
C- Oğuz Kağan destanı.
Ç- Bozkurt ve Ergenekon destanı.
D- Uygur Destanları
E- Dede Korkut Destanları.
F- Manas destanı.
II- İslam Tesirinde Türk Destanları
A- Köroğlu destanı.
B- Battal Gazi destanı.
C- Danişmend Gazi destanı.
Ç- Saltuk Buğra Han destanı.
D- Sarı Saltuk Baba destanı
III- Bölge-Yerel destanlar
A- Genç Osman destanı.
B- Sivastopol ve Kırım destanı.
C- Plevne destanı.
D- Grisgal (başını vermeyen şehit) destanı.
E- Zağra göç destanı ve diğer destanlar.

Çağların İçinden Türk Destanları, Ali Öztürk (Sayfa 40)Çağların İçinden Türk Destanları, Ali Öztürk (Sayfa 40)