Ay çiçekleri içine küçük kaktüsler sığdırmış. Ben eski mısralarda kendi kendine kelimeleri unutan biriyim. Oysaki kelimeler ruha mazhardır. Oysaki her kelime bir zehire şifadır. Kelimeler büyülüdür. Lütfen, ruhumu önce siz prangalayın. Ben, gece yarısı bir yıldız parçasından men edildim. Yüreğime batan şiirleri size dolunaydan çalıp getirmiştim. Sakındığım mabedimi, ilk size açmıştım. İnfaz edilen her kelime, benim mezarlığıma uğrayan bekçilerdi. Ey, sığınak! Artık her yağmurdan sonra kaçacağım senden. Bir toprağa biçili yaralardan kendime taç yapacağım. Başım bir daha hiç ermeyecek göğe. Küçük bir kedi olursun, sokakta üşüyüp evinde katledilen. Ruhumu size çizmiştim, sonra o tuvali kömür karası bir yuvada boğulurken gördüm. Sessizliğime gelmek ister misiniz? Ben en çok orada bendimi ateşe veriyorum, ürkünç bir şarkıda kendine rastlayan size böyle manidar uyruklar getiriyorum. Beni bilmezsiniz siz, yabancılara bir uçurumu anlatıp, tutunmanın ehemmiyetini anlatıyorum. Tanıdık değiliz, ben bir dolunay parçasında kendime ışıklar tüketiyorum. Siz, biçimsiz ruhunuzla kendinize bir yer arıyorsunuz. Burada değilsiniz, orada da değilsiniz, hiçbir yer kendini uyduramıyor size. Anlıyorum. Bana bir masumiyet müzesinden güller getirmiştiniz, sonra dikenleriyle kirletmiştiniz her yeri. Sürçü lisan etmiştim sizi, bir daha kelimeler de büyülü değil. Kelimeler de kayboldu. Sessizlik.