sultan tarakcı

sultan tarakcı
@manolyavadisi
Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben* Bazen kendi notlarımı paylaşıyorum, izinsiz kullanmayınız. instagram.com/sanatlaterapii?...
Psikoloji
11 Nisan 2002
192 okur puanı
Haziran 2022 tarihinde katıldı
Görülmek, beğenilmek, sevilmek arzusuyla başlıyor her kavga. Ben büsbütün eskittim tüm yıldızları. Artık inanmıyorum, gökyüzü delilik. Hiçbir şey anlamıyorsun ama hiçbir şey kalbime mutmain edecek bir hikaye anlatamaz. Ben hikayelerden geldim. Sen öksüzlüğü kaçmak sanıyorsun. Her şey ama her şey sadece dönüp duran dünyaya uyum sağlamaktan başka hiçbir şey değil. Anla, yaşamak kaldırıldı lügatımızdan. Ölüm, ezberlenmez. Arafta her şey olur ve biter.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tepeden tırnağa gül kokuyoruz, Dikenler hatrına, Ay'ı ayır ortadan ikiye Sana benzeyelim, çocuk.
Notlarımdan
Ay çiçekleri içine küçük kaktüsler sığdırmış. Ben eski mısralarda kendi kendine kelimeleri unutan biriyim. Oysaki kelimeler ruha mazhardır. Oysaki her kelime bir zehire şifadır. Kelimeler büyülüdür. Lütfen, ruhumu önce siz prangalayın. Ben, gece yarısı bir yıldız parçasından men edildim. Yüreğime batan şiirleri size dolunaydan çalıp getirmiştim. Sakındığım mabedimi, ilk size açmıştım. İnfaz edilen her kelime, benim mezarlığıma uğrayan bekçilerdi. Ey, sığınak! Artık her yağmurdan sonra kaçacağım senden. Bir toprağa biçili yaralardan kendime taç yapacağım. Başım bir daha hiç ermeyecek göğe. Küçük bir kedi olursun, sokakta üşüyüp evinde katledilen. Ruhumu size çizmiştim, sonra o tuvali kömür karası bir yuvada boğulurken gördüm. Sessizliğime gelmek ister misiniz? Ben en çok orada bendimi ateşe veriyorum, ürkünç bir şarkıda kendine rastlayan size böyle manidar uyruklar getiriyorum. Beni bilmezsiniz siz, yabancılara bir uçurumu anlatıp, tutunmanın ehemmiyetini anlatıyorum. Tanıdık değiliz, ben bir dolunay parçasında kendime ışıklar tüketiyorum. Siz, biçimsiz ruhunuzla kendinize bir yer arıyorsunuz. Burada değilsiniz, orada da değilsiniz, hiçbir yer kendini uyduramıyor size. Anlıyorum. Bana bir masumiyet müzesinden güller getirmiştiniz, sonra dikenleriyle kirletmiştiniz her yeri. Sürçü lisan etmiştim sizi, bir daha kelimeler de büyülü değil. Kelimeler de kayboldu. Sessizlik.
Notlarımdan,
Çehresine küçük bir atlas çiziyordum, ruhum mor salkımlarda böyle büyümüştü. Duvarlardan kendime ev yapmayı bilemedim, hadi gel dedi topla bütün portakal ağaçlarını seninle ev yapacağız. Salkım salkım evler. Ruhumu alıp kaçıran gözlerine sığındım o vakit. Gece, maviliğini bize verecek mi dedim. Senin yüzündeki denizlerden çalarız dedi. Akşamüstleri koyu, zifiri bir ağlamak sakındım kendime. Topraktan, ahşap kırık tahtalardan ev yaptı bana. Yüreğimde kırık, ahşap evler. Küçük bir yaraydı, evin çatısı. Pencereleri, çatlamaya durmuş ölü bir mavi. Hezeyanlarla dolu, gücenmiş kahvedendi kapıları. Bütün evleri yakmalıyız, dedim. Bütün evler, ruhunu çalar insandan. Ruh, maviden beterdir. Ben mavimi uyduruk bir şiire böyle sığdırdım.
Sevgili Ay, ben küçük kalbi olan çocukların kalpleri bir karaltıda büyümesin istiyorum, alır mısın onları yanına?