Normalde bağ kurduğum karakterlerin kitaplarını okurum ama bu kitapta tam tersine okurken rahatsızlık duyduğum karakterleri okudum. Bu çok değişik bir his. Bu hissi her kitabın da verebileceğini zannetmiyorum. Kinyas ve Kayra. İkisinin hastalıklı düşünceleriyle dolu zihnine giriyoruz kitapta. Düşünceleri, eylemleri, hisleri, istekleri... Normal değil. Asla değil. Normal olmamayı seven birisi olarak söylüyorum ki, hastalıklı derecede normal değil. Ama içten içe onlardan rahatsız olurken bir yerden de onlara acıyorsunuz. Başka bir hayat belki mümkün olabilirdi diye. Kötü karakterlere mutlaka denk gelmişsinizdir, benim için en kötü diyebileceğim karakterler. İki suçlunun, iki hırsızın, iki katilin hikayesi. Kayra şizofreni olabilir diye düşünüyorum ya da hayali karakterler tasvir edecek kadar yalnız mı diyelim? Kafasında karakterleri konuşturuyor onlara gidin kimse sizi görmesin ben sizi sonra bulurum diyen biri. Beraber olduğu kadınlara Rus ruleti yapan, ölmeyince de onu döven, kırbaçlayan birisi kemeriyle. Böyle birini hayal edin. Bir yerden sonra yetmiyor, kendini kırbaçlıyor ayna önünde. Diyor ki Kayra sen nasıl bu hale geldin? Hatta şöyle düşünüyor acaba dünya üzerindeki herkesi öldürsem ve yalnız mı kalsam? Bu iç dünyasındaki düşünceleri abartarak yansıtmanın bir yolu. Yazarın ironik bir dili var. Kayra insanlardan nefret ediyor, kendi deyimiyle üçüncü dünya savaşını çıkaracak kadar. Kayra önceden sorguluyormuş, sosyal bir insan dayanabilir mi kimsesizliğe ama sonra fark ediyor ki benim içimde binlerce ruh var, zihni kalabalık birisi. Kinyas'a kıyasla Kayra beni daha rahatsız etti. Kinyas ise kendisini şöyle tanımlıyor. “Ben Kinyas dünyaya düşünmeye geldim.“ Gürültüden nefret ediyor. Dünya üzerindeki her sesi duyuyor gibi geliyor. Uyku problemleri var. Bu iki