Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekinden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan anlasa da umursamayan çehresi daima asık sesi daima gür ve azarlamaya hazır babası…
Karısını yine pencerenin önünde oturmuş buluyor ve kendini beklediğini sanıyordu. Ama bilmiyordu ki Vuslat bu bekleyişten çoktan vazgeçmişti. Artık hiçbir şeyi beklemiyor, sadece yolların verdiği bir alışkanlıkla, pencerelerinden ışık sızan evlere bakarak böylesi evlerde yaşandığını sandığı mutlu hayatlara imreniyordu.
İyileşmek için hiçbir gayret göstermemişti. Sanki yıllarca süren bu mutsuzluk, bu kederli hal bir an önce bitsin de gibiydi yüzü. Dönüşsüz bir yola girdiği için huzurluydu.